Pazar, Şubat 15, 2015

#ozgecanaslan

yutkunamıyorum. buraya yazmayı bırakmamın sebebi bu yutkunanamama halinin nefes aldırmaması ama hakikaten dayanamıyorum. #ozgecanaslan

---


biliyor musunuz, biz ölüyoruz? biz öldürülüyoruz haberiniz var mi? kaciriliyoruz, iskence goruyor, tecavuze ugruyoruz... ölümüzü bile tekrar öldürüyor, cesedimizi onlarca kez katlediyorlar biliyor musunuz? siz sesimizi duyuyor musunuz? nasil unutuyorsunuz cocuklariniza erkek olmadan once insan olmayi ogretmeyi? nasil kapatiyorsunuz gozlerinizi? biz 19 yasindayiz, daha her seyin basindayiz, nefes alamiyoruz biliyor musunuz? bunu hak ediyor muyuz? siz kalpsizler, unutkanlar, hainler, korler ve sagirlar, vicdanini nereye koydugunu hatirlamayanlar bu ofkeyi durdurmadikca siz de dahil oluyorsunuz... hicbir sey gelmiyor mu elinizden gercekten? gercekten durduramiyor musunuz? gormuyor musunuz ölüyoruz, tecavuze ugruyor, öldürülüyoruz... bizimle ciglik atmayacak kadar kalpsiz misiniz?


---



Bekliyorum, bekliyorum, bekliyorum... Erkeklerden ne ses cikar Ozgecan'la ilgili diye bekliyorum... Sabirliyim ben, alisigim, direnirim... Bin yildir kadinim bu topraklarda, beklemeyi de biliyorum...
Yillardir arsivliyor beynim "turkiye'de kadin olmak" uzerine haberleri... Ve ben ofkelenmeden duramiyorum...
Dun sikayet ettiginiz gundemi kalabalik politik curcuna da bu tepkisizliginizden kaynaklaniyor, yarin sikayet edeceginiz ekonomik darlanmalariniz da bundan kaynaklanacak. Kafanizi gomun kendinize dokunmadigina inandiginiz her kirlilige. Kendi icinde asarak keserek cozer birileri deyin. Oyle demelisiniz zaten, iciniz rahatlasin.
Sonra şike tartismalarinda susmayin hicbiriniz, aman sakin emre hangi macta neden kirmizi kart gormedi tartismayi birakmayin... Sigaraya zam geldiyi konusun, mazottan soz edin sadece... Baska bir sey olmasin o isyankar gundeminizde...
Cunku ahlak bolum bolum, parca parca... Siyaset de oyle... Siz ona inanin, degmiyor hicbiri birbirine... Kadin diye kucumsenen, asagilanan bir varlik var ve o sadece yataginizda, mutfaginizda bir de uydurulmus anneler gununuzde...
Allah askina rahat olun... Lutfen kalkmayin yerinizden... Alinmayin uzerinize, vicdaniniz rahat ya nasil olsa... Anneninizin anneler gununu kutlamistiniz ya gecen sene... İciniz rahat olsun o yuzden kadina dair meselelerde...
Kendi icinde (hem sosyolojik hem psikolojik baglamda) otokontrol saglayamayan erkekliginizle devam edin yurumeye. Zaten size degmiyor, evinizde yasanmiyor, arkadaslarinizi almiyor bu mesele. İnanin yakininizdaki hicbir kadin yasamiyor o gazetelerde yazilanlari. İnanin sizin ahlakiniz piril piril kaliyor gormezden geldiginizde... Rica ediyorum boyle devam edin siz de...


Çarşamba, Ocak 29, 2014

Sana ne olacak cocuk?

Bu haberi okudugumdan beri canini yakanlardan birine donusecegi neredeyse garanti olan bu cocuga ne olacağını dusunuyorum...

http://www.radikal.com.tr/turkiye/cezaevi_onunde_katletti_anam_oluyor_babama_ne_diyecegim-1172834



Cezaevi önünde kadın cinayeti: 'Anam ölüyor, babama ne diyeceğim'

Konya'da yaşayan Hüseyin T., 10 gün önce kaçırdığı komşusu 5 çocuk annesi 34 yaşındaki Yadigar T.'yi eşini ziyaret için gittiği cezaevi önünde 11 yaşındaki çocuğunun gözü önünde tabancayla kurşun yağmuruna tutarak öldürdü. Yadigar T. kaçırılma olayından sonra polise gidip, koruma istemişti.

KONYA- Olay, bugün saat 11.00 sıralarında merkez Karatay İlçesi E Tipi Kapalı Cezaevi önünde meydana geldi. Hüseyin T., iddiaya göre aynı sokakta oturan ve eşi cezaevinde olan 5 çocuk annesi Yadigar T.'yi kaçırdı. Hüseyin T.'nin elinden kurtulan Yadigar T., polise gidip şikayetçi oldu ve hakkında koruma kararı aldırdı. Yadigar T., bugün de 11 yaşındaki oğlu F.D. ile birlikte cezaevinde bulunan eşi M.T.’yi ziyarete gitti.

CEZAEVİ ÖNÜNDE KURŞUN YAĞMURUNA TUTTU
Hüseyin T. de bu sırada cezaevinin önüne gelip önünü kestiği Yadigar T.'ye oğlunun gözleri önünde tabancayla ateş etti. Vücuduna isabet eden kurşunla yaralanan Yadigar T. o halde kaçmaya çalışsa da Hüseyin T., tabancasını ateşlemeye devam etti. Vücuduna 5 kurşun isabet eden Yadigar T. kanlar içinde yere yığılıp kalırken, Hüseyin T. otomobiline binip kaçtı.

Ağır yaralanan Yadigar T. kaldırıldığı Mevlana Üniversitesi Hastanesi’nde yaşamını yitirdi.
''ANAM ÖLÜYOR, BABAMA NE DİYECEĞİM''
Olaya şahit olan ve annesinin başından hiç ayrılmayan F.D., ise uzun süre gözyaşı döktü. Polislere ve cezaevi yetkililerine, "Anam ölüyor, babama ne diyeceğim. Yardım edin! Annem ölmesin. Anam, canım anam. Kurban olayım abi annemi kurtarın" diyerek ağladı. Çocuğu, polisler sakinleştirmeye çalıştı.

OLAYIN ARDINDAN EŞİ VE ÇOCUĞUNU ALIP KAÇTI

Polisin peşine düştüğü Hüseyin T. ise evden eşi ve çocuğunu da alıp otomobiliyle kaçtı. Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı çok sayıda ekip de bölgede Hüseyin T.'nin bulunması için çalışma başlattı. Yapılan çalışma sonucu otomobili tespit edilen Hüseyin T. polis tarafından durduruldu. Otomobilin içinde tabancasını başına dayayan Hüseyin T., "Beni yakalarsanız, kendimi öldürürüm" dedi. Otomobildeki çocuk ve kadını gören polisler tedbirli davranmak isterken Hüseyin T. tekrar kaçmaya başladı.

İŞ MAKİNESİYLE ÖNÜ KESİLDİ
Hüseyin T., bir süre sonra yolda eşi ve çocuğunu bırakıp kaçmayı sürdürdü. Hüseyin T.'nin önü Dudlukır Mevkii’nide iş makineleriyle kesildi. Burada yine başına tabancayı dayayan Hüseyin T. ters yönden yeniden kaçmayı sürdürdü. Yaklaşık 5 kilometre Antalya Çevreyolu’nda kaçmayı sürdüren Hüseyin T., direksiyon kontrolünü yitirdiği otomobiliyle önce bir çöp kutusuna, ardından bir evin önündeki ağaca çarptı.

ÖZEL HAREKAT EKİBİ DE DEVREDE
Otomobilini hareket ettiremeyince inip koşarak kaçmaya başlayan Hüseyin T. karşısında Özel Harekat ekiplerini görünce yine başına tabancayı dayadı. Özel Harekat ekipleri de silahlarını Hüseyin T.'ye doğrultup, teslim olmasını söyledi.

Bu sırada devreye giren Cinayet Büro Amiri Ali Akan ve komiser Ahmet Özcan’ın ikna etmesi sonucu teslim olan Hüseyin T. etkisiz hale getirildi.

''AŞKIM İÇİN ÖLDÜRDÜM''

Gözaltına alınan Hüseyin T.'nin polise verdiği ilk ifadede, "Aşkım için öldürdüm" dediği öğrenildi. 45 dakika süren tüm bu kovalamaca sırasında polis ekiplerini yönlendiren İl Emniyet Müdürü Hüseyin Namal, olay yerinde gazetecileri yaptığı açıklamada, "Bir kadını tabancayla öldüren şahs, ekiplerin 'Dur' ihtarına uymayıp kaçmaya başladı. Ekipler alan çalışması yaparak otomobili etrafını kaçamayacak şekilde önledi ve araç ağaca çarpıp durdu" dedi.
Olayla ilgili soruşturma sürüyor. (DHA)

Pazar, Ocak 12, 2014

13

Turkiye'de daha hic buyumeden, kucucuk bir kiz cocugundan kocaman bir kadina evrilmek zorunda birakilmak... Yasamak? Utanmak? Var olmak? Var kalmak?

http://www.radikal.com.tr/turkiye/siirtten_yurekleri_yikan_haber-1170455

Cuma, Şubat 08, 2013

ses!



bir blog var, bir anne var daha doğrusu hikayesini 2005'ten 2010'a kadar okuyup sonra bir şekilde blogun adresini reader'dan silince kaybettiğim. bugün yeniden karşılaştım. karşılaşır karşılaşmaz hatırladım. heyecanla biricik oğluna kavuşmuş olmasını diledim...

ama olmadı...

http://bagdatcafe.blogspot.com/

bu blog bir annenin kendi çocuğundan nasıl ayrı bırakıldığının yıllara nasıl yayıldığını ve bitmek bilmeyen bir çileyi anlatan bir sürü yazıyı içeriyor ve şimdi bu anne yardım istiyor. sesi duyulsun istiyor...

şu linkten:

http://www.aylinanne.com/ersembe-anneleri-irem-senturk-14-yildir-oglunun-velayeti-icin-savasiyor/

hikayesini okuyabilirsiniz... sosyal medyada, medyada, bir sürü yerde sesini duyulabilirsiniz...

bir okuyun bir de okutun lütfen...

inancın bir şeylerin değişebileceğini defalarca gösteren bir güç olduğunu düşünüyorum... o yüzden inanıyorum... siz de inanın, değişime inanın ve bir şeyler yapın...

Cumartesi, Ocak 19, 2013

Lütfen yardım edin, caresizim...

*telefondan yazdığım bu posttaki yazık yanlışları için peşinen özür dilerim...

Bir süre önce anne oldum... Akabinde yeni jenerasyonun cehaletiyle birçoklari gibi ben de internete sarildim... Bu süreçte bir bebek-cocuk bakımı portalina üye oldum. Ister istemez içimize işlemiş bi ülke gerçeğiyle kadın üyelerin populasyonunun oldukça yüksek olduğu bu mecreda kadınların kendilerini ve baska kadınlarını hor görüşüne milyonuncu kez şahit olunca bir iki şey söylemek istedim. Akabinde ilgili portalda "dertleşme" eksenli bir alana yazdıklarımı buraya da aktarmak istedim...

" Dertliyim a dostlar çok dertliyim. Yaşadığım ülkeden mi, içine düştüğüm evrenden mi,
havasını soluduğum yer küreden mi bilmem, çok dertliyim...

Kadın kadının kurdudur diye aptalca bir deyişin atasözü kabul edildiği bir
memlekette yetişmiş alelade bir kadınım. Diğerlerinden farkım yok. Üstün değilim ama
alçak da değilim elbette... Kafam yeteri kadar çalışır, kalbim yeterince çarpar ve vicdanım yeteri kadar işler... Fazlasına gerek olmadan herkes kadar yaşar, yuvarlanır
giderim ben de...

Kimseden farkım yoktur ama başıma
gelecekler herkesten farklı olabilir bir anda. Erkek kardeşim sokak ortasında bıçak çekebilir bana, babam köyün 100 yaşındaki
zengin delisine koyun gibi satabilir beni, güvendiğim adam karanlık bir köşeye çekip beni... Burasını anlatmaya yüreğim
dayanmaz her zaman...

Alelade bir kadınım işte. Üç çocuklu ve ev hanımı; bekar, çocuksuz ve banka müdürü, tek çocukta hayatın özünü bulmuş bir ressam, aşka inanmayıp aşkı çocuğunda bulmuş herhangi bir kadınım. Bazen okur
yazarım sadece, bazen koskoca doktor olmuşumdur... Bir şey değişmez...

Dedim ya alelade bir kadınım ben de... Ama dertliyim... Sizin kadar hem de... Aşık olurum. Aşkla bakarım. Sorgulamadan teslim olurum bazen. Bir bakarım kapımda bir kadın iki çocuğuyla, kocasını arar evimde. Ben yerin dibine girerim. Sonra
birbirimize gireriz. İkimizin de aklından aşık olduğumuz o "mükemmel" adamı sorgulamak geçmez.

Tecavüze uğrar ya da taciz edilirim sokak ortasında. Utancımdan sesim çıkmaz. Kimseye anlatamam. Eskaza ağzımdan döküldüyse birkaç cümle annem, kız kardeşim, en yakın arkadaşım kuyruğunu sallamasaydım başıma bunların
gelmeyeceğini söyler. Susarım ve hayatımın sonuna dek kendimi sorgularım.

Kocam ölür. İki çocukla ortada kalırım. Annemin aklına yeniden aşık olup evlenmek isteyebileceğim gelmez. Olur da bir şekilde bu düşünce geçerse aklımın bir köşesinden, gelir saçımı başımı yolar. "Otur oturduğun yere namusunla"...
Kocamdan boşanmak isterim kız
arkadaşlarım "İyi düşün dul kalmak ister misin? Sonra arkamdan konuşmasınlar" der... Ertesi gün boşanma kararımı tüm mahalle öğrenmiştir. Sorgulamam.

Boşanırım ve geceleri kapımı tanımadığım adamlar çalar. Evli arkadaşlarıma anlatır, yardım isterim. Benimle görüşmeyi keserler.
Kuyruğumu "yine" salladığımdan olmuştur zaten h er şey... Sonra bir gece kapı çalınca ve ben camdan bakınca arkadaşlarımın kocalarını görürüm oracıkta... Saklarım
kuyruğumu bacaklarımın arasına. Sessizce ışığı söndürüp gitmelerini beklerken kendi hatalarımı düşünürüm kapı arkasında...

Tüm bunlar olup biterken başkaları bana, ben kendime iftiralar atarım. Yerin dibine sokarım aynadaki kadını. Kadın kadınlığını bilmeli. Kadın kadınlıktan çıkıp insanlığa terfi etmemeli. Kadın dayak yemeli,
aldatılmalı, tecavüze uğramalı ve bunların tamamından sadece kendisi sorumlu olmalı... Kadın başka kadınlardan yardım
istememeli. Kadın kadına güvenmemeli. Kadın kadını itmeli, kakmalı ve yaftalamalı.

...

Ben dertliyim dert ortağım. Senden yana, benden yana dertliyim. Hayat daha adil olsun isterken insanların riyakarlığını görüyor olmaktan yana derdim. Derdim senden yana. Derdim, değişmeyen düzende
hala vicdana ve onura sahip çıkamamaktan yana...

Şimdi mümkünse sakla kuyruğunu
bacaklarının arasına. Tak simsiyah
gözlüklerini. Kapa kendini evine... Ki tehlike teşkil etmeyesin bu küçücük dünyada..."

Perşembe, Mayıs 31, 2012

tecavüz bebekleri

söylemeli mi, ağlamalı mı, susmalı mı, kaçmalı mı? çaresizlik hissi hiç bu kadar yoğun olmamıştı.

bir şeyler oluyor; erkekler konuşuyor tecavüzden, tecavüz bebeklerinden ve kürtajdan bahsediyor ve kadınlar alkış tutuyor... kadınlar hayatlarını kara bir kutuya tıkıştırmaya gönüllü, bomboş gülümsüyor...

korku ve çaresizlik iç içe geçiyor...


http://www.aksam.com.tr/tecavuze-ugrayan-da-kurtaj-yaptirmamali--118800h.html


hiç kimse tecavüzün önüne geçecek fikirleri hayata geçirmezken ve dahi tecavüzcüler ellerini kollarını sallayarak, ağızlarından salyalar saçarak sokaklarda dolaşırken yılların geyiği gerçek oluyor "tecavüz kaçınılmazsa zevk almaya bakacaksın"...


acı üstüne acı ekleyen, başta şaka sandığım, hala gerçek olduğuna inanamadığım açıklamalar üstüste ekleniyor. kelimenin gerçek anlamıyla korkuyorum bu dünyada ama en çok bu ülkede yaşamaktan...

herhangi bir siyasi duruştan bağımsız olarak bir kadının tüm bu olanları nasıl içine sindirebildiğine inanamadığım bu süre içinde bir de aynı kadınların bu söylemleri alkışlıyor oluşuna şahit oluyoruz. bunun bir adı var mı? inandırıcı, ikna edici bir yanı var mı? ya da ikna edici olmasa dahi anlamlı bir açıklamaları var mı? bu soruların cevaplarını hakikaten bulamıyorum...

Perşembe, Kasım 03, 2011

Sen Utanma N.Ç. Suçlu Benim ve Ben Utanıyorum!

kaç gündür bir şeyler demek istiyorum... diyemiyorum... bir "insana" bunu/bunları yaşattığımız için utanıyorum. üstelik n.ç. "çocuk" ve ben düşündükçe kahroluyorum.

biliyorum, hiçbir şey değişmeyecek, kimsenin vicdanı sızlamayacak, herkes topu bir diğerine atacak ve hiçkimse sorumluluğu üstlenmeyecek... rutin, bilindik, olağan, sıradan... adına ne denirse... ben özür dilerim n.ç. bir işe yaramayacağını bile bile...

Cuma, Mayıs 21, 2010

dayak/ölüm

hamile bir kadını dövmek, öldürmek...
"bana parasız olduğumu söyleyince yaptım bunu" demek...

hazmedilir şey mi bu?

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/14791001.asp?gid=373

Cuma, Nisan 09, 2010

Tecavüz Mağduruna "Bugün Git, 15 Ay Sonra Gel"

Nasıl bu hale gelindi ve tüm bunlar nasıl siniyor insanların içine anlamak mümkün değil.

Bu link aracılığı ile ulaşabileceğiniz haber "15" yaşında bir insanın "tecavüz nedeni ile psikolojik tahribata maruz kalıp kalmadığının" tespiti için "15 ay" sonrasına gün verildiğinden söz ediyor. Ve bu haber, neresinden tutulsak parçalanıp elimizde kalan bir düzeni simgeliyor.

Hala "psikolojik tahribat testi" ile "tecavüzden etkilenip etkilenilmediği" konusunda karar veriliyor olması zaten saçmalıkken bir de 15 ay sonrasına randevu verilmesi tüylerimi diken diken ediyor.

Ne demeli, gerçekten bilmiyorum...

Salı, Şubat 16, 2010

183 - Şiddet Hattı

deryik'in sözlerine ekleyecek bir şey yok.

"alo 183 - şiddet hattı. şiddet gören kadınlar için sığınma umudu.

sığınma evleri teker teker kapatılırken veya sırf, belediye başkanları icraatlarının duyurulmasından ötesini düşünmüyor diye adresleri telli duvaklı ilan edilirken - telefonla da ulaşmak mümkün. arayan olursa diye, gerekmemesi umuduyla. yazması benden."


http://deryik.blogspot.com/2010/02/183.html

Pazartesi, Kasım 16, 2009

Beyin Yerine Et Yığını Sahibi Olmak; Bekareti Evliliğe Şart Koşmak; Kadına "Olması Gereken Bir Vasıf"tan Söz Etmek... Neresinden Tutulmalı Bu Haber?

Evlilikte kadında bulunması gereken vasıflar arasında ’bekaret’ de sayıldı. Buna göre Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, bir davada kadının bakire olmadığı gerekçesiyle evliliği geçersiz saydı.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin, bakireliği evlilikte kadında bulunması gereken vasıflar arasında sayarak kadının bakire çıkmaması gerekçesiyle evliliğin iptaline karar verdiği ortaya çıktı. Üstelik daire bu kararı alırken kadının bakire olduğuna ilişkin doktor raporuna değil kocanın beyanına itibar etti. Yargıtay bu yüzden, evliliği kadının bakire çıkmaması nedeniyle evliliğin iptal edilmesi istemini reddeden yerel mahkeme kararını bozdu. Daire, boşanma yerine iptal kararı verilmesini istedi. Yargıtay bunu da “kadında bulunması lazım gelen vasfın bulunmaması” olarak açıkladı. Hukukçular ise “kadında bulunması gereken vasıftan” söz edilmesinin kadını bir nesne olarak düşünmek anlamına geleceğini belirterek kararı eleştirdi. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2007 yılında verdiği ancak son günlerde hukukçular arasında tartışma yaratan karara konu olay şöyle:

Kadın raporunu gösterdi ama nafile

Bolu’da nikah masasına oturan çiftin evliliği, kocanın, eşinin gerdek gecesi bakire çıkmadığını ileri sürmesi üzerine ayrılıkla sonuçlandı. Koca mahkemeye giderek kadının bakire çıkmaması yüzünden evliliğin iptal edilmesi davası açtı. Kadın ise Bolu İzzet Baysal Kadın Doğum Hastanesine giderek bakire olduğu ve kızlık zarının duhule müsait olduğu yönünde rapor aldı. Kadın bu raporla kocası aleyhine boşanma davası açtı. Bu iki dava Bolu Aile Mahkemesi’nde birleştirilerek görüşüldü. Mahkeme, erkeğin açtığı evliliğin iptali davasını reddetti, ancak kadının açtığı boşanma davasını kabul etti. Erkek bu kararı temyiz etti ve dosya Yargıtay’a geldi. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi kararında ise aynen şöyle denildi: “Kadının zifaf gecesi bakire (kız) çıkmadığı toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Bu suretle kadında bulunması lazım gelen vasfın bulunmaması sebebiyle kocanın davasının kabulü gerekirken reddi isabetsizdir.”

Beşte üç çoğunlukla alındı

Bu karar 5 üyeli dairede 3 üyenin oyuyla alındı. Karara karşı çıkan iki üye yazdıkları karşı oy yazısında, kadının bakire olduğu yönünde aldığı doktor raporuna dikkat çekti ve “Tıbbi bulgular karşısında davacı tanıklarının soyut ifadelerine dayanılarak davalının bakire çıkmadığının kabulü olanaksızdır” diyerek yerel mahkemenin boşanma kararının onanmasını istediler. Yani bu iki üye de esas olarak bakireliğin kadında bulunması gereken bir vasıf olduğu yönündeki diğer 3 üyenin görüşüne itiraz etmedi, sadece kadının bakire olduğunu söyleyen raporun göz önüne alınması gerektiğini savundu.

Evlilik geçersiz sayılıyor, başka şart aranmıyor

YargItay bu kararınI Türk Medeni Kanunu’nun evliliğin hangi hallerde “nisbi butlan”la geçersiz olduğunu düzenleyen 149. maddesinin 2. bendine dayandırdı. Bu bentte eşlerden birinin “Eşinde bulunmaması onunla birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez bir duruma sokacak derecede önemli bir nitelikte yanılarak evlenmişse” evliliğin iptali için dava açabileceği düzenleniyor. Evliliğin iptalinin boşanmadan pek farkı yok. Yani eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi, tazminat, nafaka ve soyadı hakkında boşanmaya ilişkin hükümler uygulanıyor. Ama iptal kararı verilebilmesi için boşanma kararlarında aranan “şiddetli geçimsizlik, evlilik birliğinin çekilmez hale gelmesi, aldatma” gibi bir şart gerekmiyor.


Mynet

Cuma, Mayıs 29, 2009

can-sız(lar)

Kadının adı da yok canı da!
Son haftalarda yaşanan töre cinayetlerinin ardından dün de üç kadın birden öldürüldü

İkisi evliliğini sakladığı anlaşılınca terk ettikleri sevgilinin, biri de eski eşin kurbanı oldu...

Gönüllü öğretmen Zeynep’i, evli sevgilisi öldürüp tarlaya attı

Erzurum’daki 9’uncu Kolordu Komutanlığı’na bağlı Gez Kışlası’nda görev yapan 30 yaşındaki Astsubay Güney Yılmaz’ın, evli olduğunu öğrendikten sonra kendisini terk eden 24 yaşındaki Zeynep Polat’ı tek kurşunla başından vurduğu anlaşıldı. Dadaşkent semtinde oturan ve anasınıfında gönüllü öğretmenlik yapan Zeynep Polat’ı otomobilinde tabanca ile öldürdükten sonra cesedini tarlaya atan Yılmaz tutuklandı. Yılmaz’ın eşinin ikinci çocuğuna hamile olduğu ve tayininin KKTC’ye çıktığı öğrenildi. Cinayet, Güney Yılmaz’ın Zeynep öğretmene son kez görüşmek istediğini söylemesiyle gelişti. Önceki gün otomobiline aldığı Zeynep Polat’la tartışan Güney Yılmaz, tabancasını genç kızın başına dayararak tetiği çekti. Ardınan Tınazlı köyü yoluna giren Güney Yılmaz, öldürdüğü Zeynep Polat’ın cesedini tarlaya bırakıp uzaklaştı. Kaçan Yılmaz, yapılan operasyonla yakalandı. Çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak Erzurum Cezaevi’ne konuldu.

Terk ettiği evli ‘nişanlısı’ sokak ortasında öldürdü

Mutlu Yeşilbaş, nişanlısının evli ve iki çocuklu olduğunu öğrenince yıkıldı. Terk etti. Ancak sevgilisi bunu hazmedemedi ve..

Adana’da 36 yaşındaki Mutlu Özyeşilbaş, evli olduğunu öğrenince ayrıldığı ’nişanlısı’ 34 yaşındaki Yalçın Kanmaz tarafından, sokak ortasında 7 bıçak darbesiyle öldürüldü. Olay, Atakent Mahallesi’ndeki TOKİ konutları önünde önceki akşam meydana geldi. Mutlu Özyeşilbaş, 2 yıldır nişanlı olduğu ve evlenme hayalleri kurduğu Yalçın Kanmaz’ın evli ve 2 çocuk sahibi olduğunu öğrendi. Bunun üzerine Özyeşilbaş, Yalçın Kanmaz’ı terk etti. Ancak Kanmaz genç kadının peşini bırakmadı. Mutlu Özyeşilbaş, önceki gün annesi ve ablasıyla birlikte Akıncılar Polis Merkezi’ne giderek Yalçın Kanmaz hakkında suç duyurusunda bulundu. Özyeşilbaş annesi ve ablasıyla evlerine dönerken Yalçın Kanmaz önlerini kesti. “Artık beni istemiyor musun?” diye soran Kanmaz, “Hayır, bırak artık peşimi” yanıtını alınca yanında getirdiği bıçağı çıkarıp annesi, ablası ve çevredeki vatandaşların gözleri önünde genç kadını tam 7 yerinden bıçakladı. Sonra da kanlar içinde kalan sevgilisini kucağına alarak ambulansın gelmesini bekledi. Kanmaz, ambulans geldikten sonra polislere teslim oldu.

Çocuklarını görmeye gitti, eski eşi kurşunladı

Babasının velayetindeki iki kızını polisler eşliğinde görmeye giden Huriye Bekçi, eski eşi tarafından polislerin arasında vuruldu.

Sakarya’nın Sapanca ilçesinde, yaşayan Huriye Bekçi (28) evli olduğu Yahya B. (34) ile şiddetli geçimsizlik nedeniyle 6 yıl önce boşandı ve mahkeme 3 kız çocuğunun velayetini babaya verdi. Daha sonra ikinci evliliğini yapan Bekçi, bu evliliğinden de 2 erkek çocuğu sahibi oldu. İlk eşiyle aynı mahalledeki ailesinin yanında kalan Bekçi, 4 yıldır kızlarını görmüyordu. Bekçi, kızları gösterilmeyince mahkemeye başvurdu. Görevlendirilen 2 polis, ablası ve ikiz kardeşiyle çocuklarını görmeye giden Bekçi, eşi tarafından arabanın içinde kurşunlanarak öldürüldü. Bekçi’nin ilk eşinden olan kızlarının devlet korumasına alınacağı belirtilirken, ikinci eşinden olan çocukları 3 yaşındaki Umut ve 2 yaşındaki Talha, babalarına verilecek. İkiz kardeşi yanında öldürülen Nuriye Keskin (28) “Kardeşim korktuğunu söylemesine rağmen, geniş güvenlik önlemi alınmadı. Kardeşim göz göre göre öldü. Kardeşim ortada oturuyordu. Bir yanında ablam, ufak yeğenim ve bir yanında da diğer yeğenim oturuyordu. Arka koltukta ikisi çocuk 4 kişi oturuyordu, Onların arasında kız kardeşime 10-15 el ateş etti, kimse de müdahale etmedi. Kardeşim olay yerinde öldü, polisler olay bittikten sonra Yahya B’yi gözaltına aldı. Biz o anda polislere onlardan şikayetçi olduğumuzu, gerekli önlemleri ve müdahaleyi yapmadıklarını söyledik.”


Vatan

imam nikahlı "sevgi dolu" koca

İmam nikahlı eşini bira şişesiyle doğradı



GAZİANTEP’te aşırı alkol alan 26 yaşındaki Abdullah Ataş barışmak için otomobiline bindirdiği nikahsız birlikte yaşadığı 20 yaşındaki Filiz Karataş’tan ret cevabı alınca bira şişesiyle delik deşik edip öldürdü.



Abdullah Ataş 1.5 yıl önce dini nikah kıydırdığı Filiz Karataş tarafından bir süre önce şiddetli geçimsizlik nedeniyle terkedildi. Babasının evine dönen Filiz Karataş, sürekli alkol alan eşinin barışma tekliflerini kabul etmedi. İddiaya göre dün gece aşırı derecede alkol alan Abdullah Ataş, eşinin yanına giderek barışmak istedi. Ataş, konuşmak için otomobiline bindirdiği Filiz Karataş’la Nizip İlçesi yolu üzerinde tartıştı. Abdullah Ataş yine ret cevabı alınca genç kadına kırık bira şişesiyle defalarca vurdu.

Kanlar içinde yere yığılan genç kadın, hayatını kaybetti. Filiz Karataş’ın cesedini otomobilin bagajına koyan Ataş, 29 Ekim Mahallesi’ndeki babasının evine getirerek, “Sana gelinini getirdim” dedi. Gelininin bagajdaki cesediyle karşılaşan baba, durumu hemen polise bildirdi. Olay yerine gelen polis aşırı derecede alkollü olan Abdullah Ataş’ı yakaladı. Olay yerinde yapılan incelemelerin ardından cenaze otopsi yapılmak üzere Avukat Cengiz Gökçek Devlet Hastanesi’ne, oradan da asri mezarlığa götürüldü.

Filiz Karataş’ın yakınları Abdullah Ataş’ın sürekli alkol aldığını, bu nedenle şiddetli geçimsizlik yaşadıklarını söyledi.

Hürriyet

Türkiye'de transseksüel olmak no: 1231...341

ne kadar güzeldin oysa...



Cindy 43 kez bıçaklandı

Ankara polisi, güzelliği nedeniyle arkadaşlarının “Cindy” lakabını taktığı travesti İlyas Çağan’ı (26), bilgisayarının başında 43 kez bıçaklandıktan sonra boğazı kesilerek öldürülmüş halde buldu.


23 Mayıs’taki vahşetin ardından harekete geçen dedektifler, cinayetten birkaç dakika önce Çağan’la birlikte olan diş hekimi B.O.’yu gözaltına aldı. B.O., “Ben çıkarken evde 1.90 cm boyunda, uzun burunlu bir erkeği gördüm. O bekliyordu” dedi. Bu eşkal üzerine, sık sık Çağan’la birlikte olan, internet sitesi tasarımı yapan Murat O.G. (25) bir arkadaşının evinde yakalandı. Cinayeti itiraf ederek tutuklanan şüpheli şunları anlattı: “Cindy bana günde ortalama 2 bin lira kazandığını söylüyordu. Benim de kredi kartlarına yaklaşık 15 bin lira borcum vardı. Bunalıma girince plan yaptım. Cindy’yi arayıp internet sitesi için değişik fikirlerim olduğunu söyledim. 400 lira karşılığında sitesini yenileyeceğimi anlattım. Bana, ‘Para veremem’ deyince, ‘İki kez birlikte olur, ödeşiriz’ dedim. Kabul etti ve evine çağırdı. Bilgisayarı açarken yanımdaki bıçağı sırtına sapladım. ‘Ne yapıyorsun?’ diye bağırdı. Bıçağı kaç kez sapladığımı hatırlamıyorum. Boğazını kestikten sonra Cindy’nin bir şortunu giyip havluyla kanları temizledim. Çekmecedeki bin lirayı alarak kanlı elbiseleri bir torbaya koydum ve evden ayrıldım.”

Hürriyet

Cuma, Mayıs 08, 2009

mardin'de çocuk olmak...

mardin'de bir şey oldu, hala ne olduğunu nasıl olduğunu anlayamadığım... neredeyse 50 çocuğun aklına hiç unutamayacakları bir anı kazındı, aynı çocukların bundan sonra nasıl ayakta kalacağı meçhul... olayın bu en acı ve ürkütücü noktası hakkında yeni bir cümle kuramıyorum düşününce ağlayamadığımdan boğazım ağrıyor, ağrıdıkça boğazım ben ne yapacağımı şaşırıyorum...

birileri çıkıyor bunca felaketin ortasında bir de kız çocukları ayrı okutulsun diyor. (gündem her zamanki gibi karıştıkça karışıyor. karışıklıktan istifade değişiklikler başlıyor...) sonra başka birileri bu öneriyi destekliyor, ergenlik yaşı düştü diyor -bu birilerinin mevkilerini hatırlamak ile istemiyorum ki hatırladığımda daha çok ürküyorum.

ergenlik o kadar ürkütücü bir şey oldu ki bu ülkede, sanki doğal bir süreç değilmiş de buradaki kız ve erkek çocuklarına verilmiş bir cezaymış gibi algılanıyor. memelerinin çıkması mesela tecavüze davetiye oluyor. eğer erkeksen hormonlarının tavan yapması her şeye iznin olmasını sağlıyor ya da...

okulları ayıralım. kadını hiç tanımayan erkek sayısını artırıp, bacağını gördüğü kadını kuytuya çekme eğilimini artıralım iyice. kadınların neyin ne olduğunu bilmesini engelleyelim iyiden iyiye, baskılayalım iyice ki hata yapsınlar onlar da defalarca -kısa süre sonra söz hakları da kalmayacak zaten... daha kötüsü kadınla erkeği ayırdıkça ayıralım birbirinden. her ilçeye bir kadın okulu bir erkekokulu kurup sonra o kadın okullarını da kapatalım oldu olacak... eşitiz ya eşitlikçiyiz ona hizmet edelim...

o kadar sinirliyim ki toparlayamıyorum cümlelerimi. kocaman bir felaketin içinden onlarcası daha çıkıyor. hatta bir tek topraktan onlarcası fışkırıyor...

Pazartesi, Nisan 27, 2009

...takip edilmeyi gerektirir

bir de olası bir cinayette yitip gittiyseniz arkanızdan konuşur ahlak bekçileri... ne de olsa kadınsınız. ahlaksızsınız. takip edilmiyorsanız. erkek arkadaşınızlaysanız her şey müstehak size; ölüm bile...

"İstanbul Emniyet Müdürü CELALETTİN CERRAH

Anne babanın dışarıda olma sebebini bana değil hakime soracaksınız!


İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ı defalarca aradım. Defalarca. Artık utandım, o kadar çok. Tutturuk bir şekilde. Sürekli özel kalemine mesaj bıraktım. Çok yoğun bir gündemi olduğu için bana geri dönmesi tam 12 saat sürdü.

Hayalim, onunla uzuuun bir röportaj yapmaktı.

Bırakın röportajı, bu cinayetle ilgili beyanat bile veremeyeceğini söyledi.

"Aileyle, uzmanlarla görüşün ama polis olarak size bu konuda yardımcı olamayız" dedi. Sebebi, cinayetin hazırlık tahkikatının devam etmesiymiş. Şu an söyleyeceği herhangi bir şey davanın seyrini etkilermiş. Özel ekipler kurulmuş, polis elinden geleni yapıyormuş.

"Ama kamuoyunda farklı bir kanı var" dedim.

"Ne gibi?" dedi.

"Eğer Münevver bir aşçıbaşının kızı değil de, Sabancı, Koç gibi bir ailenin kızı olsaydı, Cem Garipoğlu çoktan yakalanırdı."

"Alakası yok" dedi,

"Bunlar bizi etkilemez!"

Çatı katı faillerini örnek verdi.

"Onları da yakalayan biz değil miydik? Eğer polisimiz, son sürat konteynerin içindeki cesedi bulmasaydı, evdeki kan izlerine ulaşılamayacaktı. Delil- melil kalmayacaktı. Biz üzerimize düşeni yaptık, gayet seri ve hızlı davrandık."

"İyi ama" dedim, "O kan izlerine rağmen, anne baba dışarıda. Neden?"

Derin bir nefes aldı ve şöyle dedi: "Onun sebebini bana değil, bir zahmet hakime soracaksınız!"

"54 gün oldu aileye bilgi verilmiyor. Neden?" dedim.

"Ekiplerimi onlara yollamadığımı nereden biliyorsunuz?" dedi.

"Çünkü onlarla konuşuyorum" dedim.

Birden şöyle tuhaf bir şey söyledi: "Kızlarını neden takip etmediklerini de söylediler mi size?"

"Nasıl yani?" dedim.

"E takip etselermiş kızlarını" dedi.

"Ama" dedim "17 yaşındaki bir kızı sürekli kontrol edemezsiniz ki!"

"Sizin kızınız olsa, kaçta eve gelmesini istersiniz? Gece erkek arkadaşının evinde geç saatlere kadar kalmasına izin verir misiniz?" gibi tuhaaaafffff ahlakçı bir muhabbete dönüştü konuşma.

Aile fazla serbest davranırsa, kızlarının bir erkek arkadaşı olmasına ses çıkarmazsa, o da onun evine girip çıkarsa, kafasının testere ile kesilmesi normalmiş manası çıkabilecek mini bir sohbet.

"Münevver’in anısına bir konser düzenlense ve geliri Emniyet güçlerine aktarılsa hoşunuza gider mi" dedim.

"Tabii ki hayır!" dedi, "Polis, failleri para alıp buluyor, derler."

İtiraf etmeliyim ki, o anda polis teşkilatının da baskı altında olduğunu hissettim.

Sonra, "Siz Dubai’desiniz değil mi?" dedi.

"Evet" dedim heyecanla, "Atlayın yarın gelin, yüz yüze konuşalım" diyecek zannettim.

Ama öyle demedi.

"Devletin telefonuyla daha uzun Dubai ile konuşamam" dedi.

"Çok haklınız, özür dilerim, bana yazsın" dedim, "Ben sizi arayayım..."

"Yok zaten bu konuda söyleyebileceğim daha fazla bir şey yok. İyi geceler!" dedi.

Ve kapattı.

İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’la, 12 saat, işte bu konuşmayı yapabilmek için beklemiştim.

Yine de kendisine teşekkür ederim, en azından telefonuma çıktı...

Ayşe Arman - Hürriyet"

Pazar, Nisan 26, 2009

Psikolojik destekten yoksunluk 2011'e dek sürecek

Sakın 2011’e kadar tacize uğramayın!


Adli Tıp Kurumu Başkanı Doç. Dr. Haluk İnce, uzman yetersizliği nedeniyle kurumda 2011’in başına kadar tüm randevuların dolduğunu söyledi.

HÜSEYİN Üzmez vakası sırasında Adli Tıp Kurumu’ndan istifa eden Doç. Dr. Ayten Erdoğan ve yaptığı açıklamalar nedeniyle idari ceza alarak Adli Tıp Kurumu’ndan Şube Müdürlüğü’ne atanan Doç. Dr. Serhat Gürpınar, Adli Tıp’ta yaşanan sorunların giderilmesi için TCK 103’ncü maddenin değişmesi gerektiği ve kurumun ‘bilimsel’ hale getirilmesi gerektiğini savundu. Adli Tıp Kurumu Başkanı Doç. Dr. Haluk İnce ise, eski başkan Erdoğan’ın ‘4 ayda 1000 vaka geliyor’ açıklamalarını ‘abartılı’ olarak nitelendirerek ‘4 ayda ortalama 150-200 vakayı görmüştür’ dedi. Ancak İnce, uzman yetersizliği nedeniyle 2011’e kadar tüm randevularının dolduğunu söyledi.

‘TEK PSİKİYATRİST VARDI’
ADLİ Tıp Kurumu’ndan istifa eden Çocuk Psikiyatristi Doç. Dr. Ayten Erdoğan’ın kurumdan olaylı ayrılışının yankıları sürüyor. Kurumdaki uygulamaları eleştirdiğini, kişilerle bir sorununun olmadığını belirten Erdoğan, ‘2011 yılına randevu veriliyor. Basbas bağırdım ve yanlışlıkları söyledim. Tek bir çocuk psikiyatristi vardı ve tüm Türkiye’den görüş alınması gereken dosyalar geliyordu. Bir kişi her gün 10-12 kişiye bakabilir, sayıyı hergün 12 çocuk 5 yetişkin olarak belirledik ama bu sayılar aşılıyor. 1 günde 25 çocuk.’ dedi.

‘4 AYDA 1000 VAKA OLAMAZ’
CİNSEL istismara uğrayan çocuklar ve bu suçu işleyen kişilerin, ‘ödenek yokluğundan’ aynı otobüslerde kuruma getirildiği iddiaları üzerine, Doç. Dr. İnce, ‘Öyle birşey yok. İlk kez duyuyorum’ diyerek tepki gösterdi. İnce, ‘Bir cezaevi aracında tutuklular ve memurlar biner. Parası yok aynı otobüsle getirilsin diye bir uygulama yok. ‘Doktor hanımın 4 ayda 1000 vaka gördüm’ sözleri abartılı. Listeleri benim elimde. Günde 10 ya da 12 hastaya bakıyordu’ dedi. Doç. İnce, yeterli uzman olmadığı için, vakalar için 2011’e randevu verilmek zorunda kalındığını söyledi.

‘UYGULAMALAR BİLİM DIŞI’
HÜSEYİN Üzmez vakasına ilişkin açıklamaları nedeniyle Adli Tıp Kurumu 1. İhsitas Kurulu Başkanlığından Gaziosmanpaşa Şubesi’ne tayin edilen Doç. Dr. Serhat Gürpınar’da, Adli Tıp’ın ‘bilim dışı’ çalıştığını söyledi. Doç. Gürpınar, Adli Tıp Kurumu’nda bir çocuğun defalarca muayene edilmesinin, ruhsal muayenesinin geciktirilmesini ‘Bilim dışı’ olarak nitelendirerek ‘Dünya artık bu uygulamaları kaldırmıştır. Bizim de yapmamamız lazım’ dedi.

Artık yasa değişmeli
TÜRK Ceza Kanunu’ndaki 103’ncü maddenin değiştirilmesi gerektiğini, ‘cinsel istismar’ suçunun, ‘nitelikli cinsel istismar’ olarak açıklanması gerektiğini savunan Doç. Dr. Ayten Erdoğan, ‘Yaşanan tüm bu sorunların altında 103’ncü madde yatıyor. ‘Tacize uğrayan çocukların ruh sağlığı bozulmuşsa’ dendiği için çocuklar didik didik araştırılıyor, çoğu zaman da travmatize olabiliyor. Bu suçlara nitelikli cinsel istismar denmesi ve cezaların yukarı çekilmesi lazım’ şeklinde konuştu.

Tecavüze 23 tutuklama
ÇANAKKALE’NİN Lapseki ve Gelibolu ilçelerinde, 14 yaşındaki bir kıza cinsel istismarda bulundukları iddia edilen 37 kişiden 23’ü tutuklandı.İhbar üzerine Lapseki ilçesine bağlı Umurbey beldesinde Y.Ç. (14) için fuhuş pazarlığı yaptıkları ileri sürülen U.Ş, H.E. ve B.B. suçüstü yakalandı. Daha sonra yapılan operasyonda gözaltına alınan 37 kişi sorgulamalarının ardından mahkemeye sevk edildi. İlk duruşmada 7, ertesi gün 16 kişi olmak üzere toplam 23 kişi, tutuklandı.

Star

BAŞLIK

Liseli kız, 10 bin TL başlığa satıldı

Kars'ta okuldan eve dönerken kaçırılan liseli kız, babası tarafından 'sırtından bıçaklandı'... 15 yaşındaki S., 10 bin TL karşılığında evlendirildi

Türkiye başlık parası "geleneğinden" bir türlü kurtulamıyor. Kars Anadolu Ticaret Lisesi öğrencisi 15 yaşındaki S.M., hafta sonu tatili nedeniyle köydeki evine gitmek için pansiyondan ayrıldı. Kızını köy girişinde bekleyen baba Ömer Mızrak, S.'nin minibüste olmadığını gördü. Oysa S. minibüse hiç binmemişti. Çünkü Serhat Adıgüzel tarafından kaçırılmıştı. Baba Mızrak, durumu jandarmaya haber verdi.

BABANIN PAZARLIĞI
Serhat Adıgüzel'in babası Turan Adıgüzel'le görüşen Ömer Mızrak, sıkı bir pazarlığa tutuştu. 20 bin lira istediği kızını sonunda 10 bin TL başlık parasına sattı. Jandarmaya da kızının eve döndüğünü söyledi. Henüz lise öğrencisi olan küçük kız ile Serhat Adıgüzel imam nikahıyla evlendirildi.

Cevap bile veremedi
Baba Ömer Mızrak, olayı doğrularken başlık parası alıp almadığı yönündeki sorulara cevap veremedi. Genç kızın annesi Şahinze Mızrak ise kocasına kızgın. Kızının zorla evlendirildiğini söyleyen anne, "Okumayı çok istiyordu. Kendisinden çok yaşlı birine vererek kızımın hayatını mahvettiler" dedi. Ömer Mızrak'ın bir akrabası ise "Kızı zorla istemediği adama verdiler. Babası pazarlıkla 10 bin TL başlık parası aldı. Başarılı bir öğrenciydi ama okuldan alıp kocaya verdiler" diye tepki gösterdi.

Takvim

Cumartesi, Nisan 25, 2009

15'lik nişanlılar...

lise öğrencisiyken nişana izin verip, sonraki aşamada da evlilik yaşını düşürmek hatta devlet eliyle küçücük çocuklara düğün dernek yapmak... Türkiye'de kadın olmak neymiş, illa çocuk yaşta evlendirilmekmiş...


"Bakan bizi kocaya gönderme

MEB’in lisede nişanlanmaya serbestlik getiren kararı tartışma yarattı. Psikiyatrlar ve hukukçular, bu kararın nişanlı olduğu için okula gidemeyen çocuklar adına olumlu ama erken nişanlılığın eğitim çağındaki çocuklar için zararlı olacağı görüşünde.

MİLLİ Eğitim Bakanlığı’nın (MEB), Lise ve Ortaokullar Yönetmeliği’nde yaptığı değişiklikle, lise öğrencilerinin nişanlanmasına serbestlik getirmesi tartışma yarattı. Talim Terbiye Kurulu Daire Başkan Vekili Merdan Tufan’ın yayınlanmak üzere Resmi Gazete’ye ilettiklerini bildirdiği MEB’in lisede nişanlı öğrencilerin okuyabilmesine vize veren kararına psikiyatrlardan ve hukukçulardan tepki geldi. Uzmanların görüşleri özetle şöyle:

Prof. Dr. Bengi Semerci (Çocuk, genç ve erişkin psikiyatrı): Nişanlılık resmi bir şey olmadığı için nişanlılığın yönetmelikte düzenlenmesi anlamsız. Geleneksel olarak önüne geçemediğimiz kızların erken yaşta evlendirilmesi gerçeği var. ’Nişanlı kız okula gidemez’ diye okuldan alınan binlerce kızımız var. Yönetmeliği değiştirmeden önce anne ve babalar eğitilmeli. MEB böyle bir yönetmelik çıkardı diye insanlar zihniyetini mi değiştirecek?

Prof. Dr. Arif Verimli (Psikiyatri): Mutaassıp ve inançları sebebiyle kızlarını erken evlendirenlere göz kırpılmış. 15- 18 yaş arası çocukların nişanlanması veya evlenmesi zaten doğru bir yaklaşım değil. ’Evlensin, nişanlansın ama eğitim alsın’ düşüncesini desteklerim ama birtakım inançlar sebebiyle erken evlendirmeye karşıyım.

Prof. Dr. Ahmet Kılıçoğlu (Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi): Henüz eğitim çağında ve çocuk yaştaki çocuklara nişanlanma yolunun açılmasını doğru bulmuyorum. Bu çocukları özendirici bir karar. Hem hukuksal hem de özendirici olması nedeniyle isabetli bulmuyorum.

Nişanlı okur, evli okuyamaz

MEB Talim ve Terbiye Kurulu (TTK), 1964 tarihli yönetmelikteki "Evli, nişanlı olanlar okula öğrenci olarak alınmazlar" ifadesindeki "nişanlı" sözcüğü çıkarılıp "evli" sözcüğü korundu.

Hurriyet"

Çarşamba, Nisan 22, 2009

öz baba...

Kızına tecavüz edip hamile bıraktı

Eskişehir'de 16 yaşındaki zihinsel engelli öz kızına tecavüz edip hamile bıraktığı iddia edilen baba 50 yıla kadar hapis istemiyle yargılanmaya başlandı.

2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada tutuklu sanık R.O. (53) hazır bulundu. R.O'nun zihinsel engelli kızı L.S. kent dışında olduğu için duruşmaya katılmadı.

Mahkeme heyeti, mağdurun yaşının küçük olması nedeniyle duruşmanın gizli yapılmasına karar verdi. Dava eksik evrakın tamamlanması için ertelendi.

Eylül 2008'de İzmir'deki bir aileye evlatlık verdiği zihinsel engelli kızı L.S'yi, kendisini görmek için geldiği Eskişehir'de panayırlara götürüp çıplak dans ettirdiği, içeceğine uyutucu madde koyup farklı tarihlerde 3 kez tecavüz edip “kimseye söyleme. Yoksa, seni öldürür kanını içerim” diye tehdit ettiği öne sürülen baba R.O'nun suçu, kızı hamile kalınca ortaya çıkmıştı.
Evlatlık edinen H.S, şüphelenip doktora götürdüğünde L.S'nin 11 haftalık hamile olduğunu öğrenmişti.

L.S'nin olayı kısmen H.S'ye anlatması üzerine İzmir 1. Çocuk Mahkemesinin kararıyla İzmir Eğitim ve Araştırma Hastanesinde cenin kürtaj yoluyla alınmış, İzmir Adli Tıp Grup Başkanlığı Biyoloji İhtisas Dairesi'nin cenin üzerinde yaptığı DNA incelemesinde şüpheli baba R.O'nun ceninin yüzde 99,99 ihtimalle babası olduğu tespit edilmişti.

Eskişehir 3. Sulh Ceza Mahkemesinin kararıyla 11 Mart 2009'da yakalanan ve 50 yıla kadar hapis istemiyle yargılanan R.O, “çocuğun cinsel istismarı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, çocuğun alıkonulması” suçlarını işlediği iddiasıyla tutuklanmıştı.


Hurriyet