Cuma, Mayıs 08, 2009
mardin'de çocuk olmak...
birileri çıkıyor bunca felaketin ortasında bir de kız çocukları ayrı okutulsun diyor. (gündem her zamanki gibi karıştıkça karışıyor. karışıklıktan istifade değişiklikler başlıyor...) sonra başka birileri bu öneriyi destekliyor, ergenlik yaşı düştü diyor -bu birilerinin mevkilerini hatırlamak ile istemiyorum ki hatırladığımda daha çok ürküyorum.
ergenlik o kadar ürkütücü bir şey oldu ki bu ülkede, sanki doğal bir süreç değilmiş de buradaki kız ve erkek çocuklarına verilmiş bir cezaymış gibi algılanıyor. memelerinin çıkması mesela tecavüze davetiye oluyor. eğer erkeksen hormonlarının tavan yapması her şeye iznin olmasını sağlıyor ya da...
okulları ayıralım. kadını hiç tanımayan erkek sayısını artırıp, bacağını gördüğü kadını kuytuya çekme eğilimini artıralım iyice. kadınların neyin ne olduğunu bilmesini engelleyelim iyiden iyiye, baskılayalım iyice ki hata yapsınlar onlar da defalarca -kısa süre sonra söz hakları da kalmayacak zaten... daha kötüsü kadınla erkeği ayırdıkça ayıralım birbirinden. her ilçeye bir kadın okulu bir erkekokulu kurup sonra o kadın okullarını da kapatalım oldu olacak... eşitiz ya eşitlikçiyiz ona hizmet edelim...
o kadar sinirliyim ki toparlayamıyorum cümlelerimi. kocaman bir felaketin içinden onlarcası daha çıkıyor. hatta bir tek topraktan onlarcası fışkırıyor...
Pazartesi, Nisan 27, 2009
...takip edilmeyi gerektirir
"İstanbul Emniyet Müdürü CELALETTİN CERRAH
Anne babanın dışarıda olma sebebini bana değil hakime soracaksınız!
İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ı defalarca aradım. Defalarca. Artık utandım, o kadar çok. Tutturuk bir şekilde. Sürekli özel kalemine mesaj bıraktım. Çok yoğun bir gündemi olduğu için bana geri dönmesi tam 12 saat sürdü.
Hayalim, onunla uzuuun bir röportaj yapmaktı.
Bırakın röportajı, bu cinayetle ilgili beyanat bile veremeyeceğini söyledi.
"Aileyle, uzmanlarla görüşün ama polis olarak size bu konuda yardımcı olamayız" dedi. Sebebi, cinayetin hazırlık tahkikatının devam etmesiymiş. Şu an söyleyeceği herhangi bir şey davanın seyrini etkilermiş. Özel ekipler kurulmuş, polis elinden geleni yapıyormuş.
"Ama kamuoyunda farklı bir kanı var" dedim.
"Ne gibi?" dedi.
"Eğer Münevver bir aşçıbaşının kızı değil de, Sabancı, Koç gibi bir ailenin kızı olsaydı, Cem Garipoğlu çoktan yakalanırdı."
"Alakası yok" dedi,
"Bunlar bizi etkilemez!"
Çatı katı faillerini örnek verdi.
"Onları da yakalayan biz değil miydik? Eğer polisimiz, son sürat konteynerin içindeki cesedi bulmasaydı, evdeki kan izlerine ulaşılamayacaktı. Delil- melil kalmayacaktı. Biz üzerimize düşeni yaptık, gayet seri ve hızlı davrandık."
"İyi ama" dedim, "O kan izlerine rağmen, anne baba dışarıda. Neden?"
Derin bir nefes aldı ve şöyle dedi: "Onun sebebini bana değil, bir zahmet hakime soracaksınız!"
"54 gün oldu aileye bilgi verilmiyor. Neden?" dedim.
"Ekiplerimi onlara yollamadığımı nereden biliyorsunuz?" dedi.
"Çünkü onlarla konuşuyorum" dedim.
Birden şöyle tuhaf bir şey söyledi: "Kızlarını neden takip etmediklerini de söylediler mi size?"
"Nasıl yani?" dedim.
"E takip etselermiş kızlarını" dedi.
"Ama" dedim "17 yaşındaki bir kızı sürekli kontrol edemezsiniz ki!"
"Sizin kızınız olsa, kaçta eve gelmesini istersiniz? Gece erkek arkadaşının evinde geç saatlere kadar kalmasına izin verir misiniz?" gibi tuhaaaafffff ahlakçı bir muhabbete dönüştü konuşma.
Aile fazla serbest davranırsa, kızlarının bir erkek arkadaşı olmasına ses çıkarmazsa, o da onun evine girip çıkarsa, kafasının testere ile kesilmesi normalmiş manası çıkabilecek mini bir sohbet.
"Münevver’in anısına bir konser düzenlense ve geliri Emniyet güçlerine aktarılsa hoşunuza gider mi" dedim.
"Tabii ki hayır!" dedi, "Polis, failleri para alıp buluyor, derler."
İtiraf etmeliyim ki, o anda polis teşkilatının da baskı altında olduğunu hissettim.
Sonra, "Siz Dubai’desiniz değil mi?" dedi.
"Evet" dedim heyecanla, "Atlayın yarın gelin, yüz yüze konuşalım" diyecek zannettim.
Ama öyle demedi.
"Devletin telefonuyla daha uzun Dubai ile konuşamam" dedi.
"Çok haklınız, özür dilerim, bana yazsın" dedim, "Ben sizi arayayım..."
"Yok zaten bu konuda söyleyebileceğim daha fazla bir şey yok. İyi geceler!" dedi.
Ve kapattı.
İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’la, 12 saat, işte bu konuşmayı yapabilmek için beklemiştim.
Yine de kendisine teşekkür ederim, en azından telefonuma çıktı...
Ayşe Arman - Hürriyet"
Perşembe, Aralık 04, 2008
töre
Töreye uymak toplum şartı

Dicle Üniversitesi’nin araştırması, töre cinayetlerinde ‘mahalle baskısının azmettirdiği’ ve ‘kayınpederin kızını öldüren damadına cezaevinde baktığı’ gibi gerçekleri ortaya çıkardı.
DİCLE Üniversitesi FEN-FAK Sosyoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Mazhar Bağlı yönetimindeki sosyologların 46 cezaevinde 2 yılda 190 mahkumla yaptığı görüşmede çarpıcı sonuçlar ortaya çıktı. Bu araştırmayla töre ve namus cinayetleri hakkındaki ezberin bozulduğunu belirten Doç. Bağlı, hem erkeklerin hem de kadınların mağdur olduğunu ifade ederek, toplumda, medyada ve akademisyenlerde bulunan genel kanaatlerin doğru olmadığını söyledi.
BAĞLI şunları söyledi: ‘Töre cinayetlerinde var olduğunu düşündüğümüz aile meclisi kararını bu araştırmada somut olarak göremedik. Cinayeti, ailenin en küçüğünün işlemesi sanıldığı gibi ‘az ceza alsın’ diye değil, gelenekler nedeniyle böyle yapılıyor. Araştırmada eşini öldürenlerin oranı yüzde 25.3, anne, eş ile kızkardeş veya taciz edeni öldürenlerinki yüzde 16.3, kızkardeş veya ablayı öldürenlerin oranı ise 14.7 olarak saptandı.’
‘MAHALLE baskısı cinayete azmettiriyor. İnsanlar bir birey olmaktan çok toplumla birlikte var olmanın mümkün olduğunu düşünüyorlar. Kurbanların yüzde 58.4’ün kadın, yüzde 32.6 erkek. Töre cinayeti işleyenlerin yüzde 32.6’sı eşini severek evlenmiş. Araştırmaya katılanların büyük çoğunluğu alt gelir grubundan. Kızını öldüren damada hapiste bakan kayınpeder bile var. Cinayeti işleyenlerin büyük çoğunluğu da yaptığından pişman değil.’
(Star)
Perşembe, Kasım 27, 2008
belgele!
Kız yurdunda bekâret testi
Avcılardaki bir kız yurdunda müdür, yüzünde kızarıklık bulunan örenciden bekaret raporu istedi
Avcılar’daki Emel Kız Öğrenci Yurdu’nda kalan üniversite öğrencisi C.G’den boynunda ve yüzünde bulunan kızarıklık nedeniyle yurt yönetimi bekâret testi istedi. Cumhuriyet gazetesinin haberine göre C.G’nin boynunda ve yüzündeki kızarıklıkları gören yurt müdiresi Nuray Dağ, C.G’nin babasını aradı. Babasının, iddiaların gerçekdışı olduğunu söylemesine karşın kendisine inanmadığını söyleyen C.G. müdirenin, babasına “Kızınız cinsel ilişkiye girmiş” dediğini söyledi. C.G. bunun üzerine müdireyi aradığını ancak müdirenin kendisine “Böyle bir şey demedim. Baban senin gözünü korkutmak istemiş, ben yalnızca ‘Buraya gelin, konuşalım” dedim” diyerek konuyu kapatmaya çalıştığını dile getirdi.
Durum ortadaymış!
C.G. olayı şöyle anlattı: “Olaydan 4 gün sonra yurt müdiresi Dağ ile bir görevli ve doktor olduğu iddia edilen kapalı bir bayan, yüzüme ve boynuma baktı.
Yurt müdiresi babamı arayarak ‘Yanımda 2 yetkili var. Durum ortada, kızınızı gelip alın’ dedi. Babam, doktorun kim olduğunu sordu ancak müdire cevap vermedi. Ertesi gün babamla Küçükçekmece Kızılay Tıp Merkezi’ne gittim. Muayenenin sonucunda bakire olduğum belli oldu.”
C.G’nin babası ise, “Yurt yönetimi saçma sapan şeyler söyledi. Şok oldum. Yetkili birimlere şikâyette bulunacağız” diye konuştu.
(Radikal)
Pazar, Kasım 16, 2008
gençlik (!) grubu???
İstanbul Üniversitesi’nde bir grup çivili sopalarla Hüseyin Üzmez’in tahliye edilmesini protesto eden kadın öğrencilere saldırdı
Vakit Yazarı Hüseyin Üzmez’in tahliye edilmesine tepki için imza toplayan bir grup kadın öğrenci, çivili sopalar taşıyan öğrencilerin saldırısına uğradı. Dün saat 13.00 sularında İ.Ü. İktisat Fakültesi koridoruna gelip ‘Dini bütün Hüseyin Üzmez, 14 yaşında bir kıza tecavüz etti’ yazılı afişlerin kaldırılmasını isteyen ‘Müslüman Gençlik’ grubu iddiaya göre ardından tekbir getirerek çivili sopalarla saldırdı. Üç öğrenci yaralandı. Üniversite güvenlik görevlileri yetersiz kalınca çağırılan polis, üç kişiyi gözaltına aldı. Adli Tıp Kurumu da Üzmez’e tahliye getiren Adli Tıp Raporu’nu eleştiren elemanları hakkında soruşturma başlattı. 14 yaşındaki bir kız çocuğuna cinsel istismarla suçlanan Üzmez’in “Çocuğun ruh ve beden sağlığı bozulmamıştır” diyen Adli Tıp Raporu’yla tahliyesi kamuoyunda gürültü koparınca Türk Tabipler Birliği, Adli Tıp Uzmanları Derneği, Türk Pediatri Kurumu gibi birlik ve dernekler bir kurul oluşturarak ‘Üzmez raporu’nu incelemişti. “Tahliye getiren rapor tıbbi açıdan geçersiz, hukuken yok hükmünde” diyen kurul bunu 3 Kasım’da basın toplantısıyla açıkladı. Adli Tıp ise kuruldaki birliklerde görev alan ve bu toplantıya katılan Adli Tıp’çılar Lale Tırtıl ve Serhat Gürpınar hakkında idari soruşturma açtı, uzman Elif Kırteke’nin savunması istendi.
(Radikal)
Çarşamba, Kasım 12, 2008
namus? baskın? kontrol?
Beşiktaş'taki bir kız yurdunda kalan öğrenciler kimliği bilinmeyen bir ihbarcı yüzünden sürekli sorgulanıyor
İstanbul Beşiktaş’taki özel bir kız yurdu aylardır Valilik ve Emniyet’e asılsız ihbarlarda bulunan kişinin kâbusunu yaşıyor. Akşam gazetesinden Eren Demir'in haberine göre utandıran olay şöyle gelişti: Kimliği belirsiz ihbarcı Valiliğe “Bu yurttaki kızlar hep hamile, yurda giren çıkan hiç belli değil, sarhoş olup sokakta naralar atıyorlar” şeklinde mail attı. Aynı ihbar defalarca 155 hattına da yapıldı.
Art arda gelen ihbarlar üzerine Valilik, Milli Eğitim’i harekete geçirdi. Polis de yurt hakkında inceleme başlattı. Önceki gün yurda önce bir ahlak polisi daha sonra İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nden bir görevli gelip iddiaları yerinde inceledi. Milli Eğitim görevlisi, rasgele seçilen 30 kız öğrenciye iddiaları sorup, ifadelerini aldı. Kızlara şu sorular yöneltildi:
1-Yurttaki kızlar hamile mi?
2- Öğrenciler içip içip sokaklarda naralar atıyor mu?
3- Yurda erkekler girip çıkıyor mu?
Üniversite öğrencisi kızlar sorular karşısında büyük şaşkınlık yaşayıp ifade dilekçelerini doldurdu.
ERKEK BİLE YAKLAŞMAZ
İfadesi alınan öğrenciler şunları söyledi: Kaldığımız yurt çok düzgün bir yer. Öyle olmasa ailemiz kalmamıza izin vermez. Akşam saat 23.00’ten sonra içeri girmek, yurtta içki içmek, yurda sarhoş gelmek yasaktır. En ufak geç kalma durumu aileye bildirilir. Bırakın erkek girmesini, yurdun önüne bile erkek arkadaşlarımız yaklaştırılmaz. Bu iddiaların bize sorulması bile çok mantıksız.
BİRİ UĞRAŞIYOR
Yaşanan olaylar en çok yurt sahibi Mehmet Yorgancılar’ı üzdü.
Telefonla ulaştığımız Yorgancılar önce konuşmak istemedi, ardından ağzından şu isyan dolu sözler döküldü: “Biri bizimle uğraşıyor. Bu yapılan üçüncü ihbar. Kaymakamlığa, Emniyet’e gittim. Dedim ki ‘Yurdumu araştırın, asılsız iddiaların sahibini lütfen bulun. Onunla yasa önünde hesaplaşmak istiyorum.’ Milli Eğitim ve polis de haklı olarak ihbarı soruşturuyor”
BEN DE BİR KIZ BABASIYIM
Kendİsİnİn de üniversite öğrencisi bir kızı olduğunu belirten yurt sahibi Mehmet Yorgancılar şunları söyledi: Yurdu kızımız üniversiteyi kazanıp İstanbul’a geldiğimiz için açtık. Yurtta kalan tüm kızlar bizim çocuğumuz. Yurt kayıtlarında kurallarımızı belirten dilekçe imzalatırız. Çünkü bu çocuklar velilerin bize emaneti. Biz onları gözümüzden sakınırken biri saçma sapan iddialar ortaya atıyor. Sanıyorum, Milli Eğitim görevlisi ve polis de bu iddialar karşısında şaşkın. Ama görevlerini yapıyorlar. Bırakın yurda erkek girmesini, beni ziyarete gelen arkadaşlarımı bile yurda almam. Kendi kızım bile yurda geldiği zaman onu öpmüyorum. O derece hassasız.
BAKANLIKTAN TEŞEKKÜR
Milletvekilleri ve müsteşar çocuklarının da güvenli olduğu için yurtlarını tercih ettiği belirten yurt sahibi sözlerini şöyle tamamladı: Yaşanan bu olay beni resmen paranoyak yaptı. Aklım mantığım böyle bir şeyi almıyor. Yetkililerden tek isteğim bu asılsız iddiaları ortaya atan kişiyi bulmaları. Milli Eğitim soruşturması sonucu olayın savcılığa yansımayacağını düşünüyorum.
VELİLER OLDUKÇA MEMNUN
Asılsız ihbarlara maruz kalan yurttan ise şimdi ve daha önce çocukları kalan aileler oldukça memnun. Çocukları eğitim için şehir dışından İstanbul’a gelen aileler, bir karı koca tarafından işletilen yurdu, aile ortamı nedeniyle tercih ediyor. Yurt kuralları titizlikle uygulanıyor.
Disiplinsiz hareketlerde bulunan öğrencinin çıkışı hemen veriliyor. Geç gelen veya bir arkadaşında kalmak isteyen öğrencinin durumu ise anında velisine duyuruluyor.
ATA ÖZER: BASKIN FALAN YOK
İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Ata Özer, "Beşiktaş’ta bir kız öğrenci yurduna ilçe milli eğitim müdürlüğü görevlilerince
teftiş amacıyla gece baskın yapıldığı" iddiasına ilişkin "Orada, ilçe milli eğitim müdürlüğü görevini yapmıştır" dedi.
AA muhabirinin, bir gazetede yer alan iddiaya ilişkin sorularını cevaplandıran Özer, "söz konusu haberin tamamen saptırma olduğunu" söyledi. Teftişin tam olarak saat kaçta gerçekleştiğini bilmediğini, bu konuda Beşiktaş Kaymakamlığı’ndan rapor istediğini belirten Özer, şöyle devam etti: "Vatandaş kaymakamlığa dilekçe veriyor, şikayette bulunuyor. Dilekçede, o sorulara ait ifadeler de var. Kaymakamlığın görevlendirmesi üzerine de teftiş yapılıyor. Orada, ilçe milli eğitim müdürlüğü görevini yapmıştır. Kaldı ki bu milli eğitime değil, Beşiktaş Kaymakamlığı’na verilen bir dilekçe. Dilekçede belirtilen soruları sormak mecburiyetindedir. Kurum temiz çıkmıştır. Uzaktan yakından dilekçedeki iddialarla alakası yok. İftira edilmiş görünüyor. Milli eğitim görevlileri, teftişe mesai saatleri içinde gider. Yetkililer akşam yurttaysa gider bu sorular sorulur. Gündüz bulunamayan, sadece yatmaya
gelen kişilerin ifadesi de gidilir alınır. Öyle baskın maskın yok. Başlık çok çirkin." Ata Özer, konuyla ilgili bilgi aldıktan sonra yarın yazılı açıklama yapacağını sözlerine ekledi.
(Radikal)