Salı, Şubat 16, 2010
183 - Şiddet Hattı
"alo 183 - şiddet hattı. şiddet gören kadınlar için sığınma umudu.
sığınma evleri teker teker kapatılırken veya sırf, belediye başkanları icraatlarının duyurulmasından ötesini düşünmüyor diye adresleri telli duvaklı ilan edilirken - telefonla da ulaşmak mümkün. arayan olursa diye, gerekmemesi umuduyla. yazması benden."
http://deryik.blogspot.com/2010/02/183.html
Pazartesi, Kasım 16, 2009
Beyin Yerine Et Yığını Sahibi Olmak; Bekareti Evliliğe Şart Koşmak; Kadına "Olması Gereken Bir Vasıf"tan Söz Etmek... Neresinden Tutulmalı Bu Haber?
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin, bakireliği evlilikte kadında bulunması gereken vasıflar arasında sayarak kadının bakire çıkmaması gerekçesiyle evliliğin iptaline karar verdiği ortaya çıktı. Üstelik daire bu kararı alırken kadının bakire olduğuna ilişkin doktor raporuna değil kocanın beyanına itibar etti. Yargıtay bu yüzden, evliliği kadının bakire çıkmaması nedeniyle evliliğin iptal edilmesi istemini reddeden yerel mahkeme kararını bozdu. Daire, boşanma yerine iptal kararı verilmesini istedi. Yargıtay bunu da “kadında bulunması lazım gelen vasfın bulunmaması” olarak açıkladı. Hukukçular ise “kadında bulunması gereken vasıftan” söz edilmesinin kadını bir nesne olarak düşünmek anlamına geleceğini belirterek kararı eleştirdi. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2007 yılında verdiği ancak son günlerde hukukçular arasında tartışma yaratan karara konu olay şöyle:
Kadın raporunu gösterdi ama nafile
Bolu’da nikah masasına oturan çiftin evliliği, kocanın, eşinin gerdek gecesi bakire çıkmadığını ileri sürmesi üzerine ayrılıkla sonuçlandı. Koca mahkemeye giderek kadının bakire çıkmaması yüzünden evliliğin iptal edilmesi davası açtı. Kadın ise Bolu İzzet Baysal Kadın Doğum Hastanesine giderek bakire olduğu ve kızlık zarının duhule müsait olduğu yönünde rapor aldı. Kadın bu raporla kocası aleyhine boşanma davası açtı. Bu iki dava Bolu Aile Mahkemesi’nde birleştirilerek görüşüldü. Mahkeme, erkeğin açtığı evliliğin iptali davasını reddetti, ancak kadının açtığı boşanma davasını kabul etti. Erkek bu kararı temyiz etti ve dosya Yargıtay’a geldi. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi kararında ise aynen şöyle denildi: “Kadının zifaf gecesi bakire (kız) çıkmadığı toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Bu suretle kadında bulunması lazım gelen vasfın bulunmaması sebebiyle kocanın davasının kabulü gerekirken reddi isabetsizdir.”
Beşte üç çoğunlukla alındı
Bu karar 5 üyeli dairede 3 üyenin oyuyla alındı. Karara karşı çıkan iki üye yazdıkları karşı oy yazısında, kadının bakire olduğu yönünde aldığı doktor raporuna dikkat çekti ve “Tıbbi bulgular karşısında davacı tanıklarının soyut ifadelerine dayanılarak davalının bakire çıkmadığının kabulü olanaksızdır” diyerek yerel mahkemenin boşanma kararının onanmasını istediler. Yani bu iki üye de esas olarak bakireliğin kadında bulunması gereken bir vasıf olduğu yönündeki diğer 3 üyenin görüşüne itiraz etmedi, sadece kadının bakire olduğunu söyleyen raporun göz önüne alınması gerektiğini savundu.
Evlilik geçersiz sayılıyor, başka şart aranmıyor
YargItay bu kararınI Türk Medeni Kanunu’nun evliliğin hangi hallerde “nisbi butlan”la geçersiz olduğunu düzenleyen 149. maddesinin 2. bendine dayandırdı. Bu bentte eşlerden birinin “Eşinde bulunmaması onunla birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez bir duruma sokacak derecede önemli bir nitelikte yanılarak evlenmişse” evliliğin iptali için dava açabileceği düzenleniyor. Evliliğin iptalinin boşanmadan pek farkı yok. Yani eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi, tazminat, nafaka ve soyadı hakkında boşanmaya ilişkin hükümler uygulanıyor. Ama iptal kararı verilebilmesi için boşanma kararlarında aranan “şiddetli geçimsizlik, evlilik birliğinin çekilmez hale gelmesi, aldatma” gibi bir şart gerekmiyor.
Mynet
Cuma, Mayıs 29, 2009
imam nikahlı "sevgi dolu" koca
İmam nikahlı eşini bira şişesiyle doğradı
GAZİANTEP’te aşırı alkol alan 26 yaşındaki Abdullah Ataş barışmak için otomobiline bindirdiği nikahsız birlikte yaşadığı 20 yaşındaki Filiz Karataş’tan ret cevabı alınca bira şişesiyle delik deşik edip öldürdü.
Abdullah Ataş 1.5 yıl önce dini nikah kıydırdığı Filiz Karataş tarafından bir süre önce şiddetli geçimsizlik nedeniyle terkedildi. Babasının evine dönen Filiz Karataş, sürekli alkol alan eşinin barışma tekliflerini kabul etmedi. İddiaya göre dün gece aşırı derecede alkol alan Abdullah Ataş, eşinin yanına giderek barışmak istedi. Ataş, konuşmak için otomobiline bindirdiği Filiz Karataş’la Nizip İlçesi yolu üzerinde tartıştı. Abdullah Ataş yine ret cevabı alınca genç kadına kırık bira şişesiyle defalarca vurdu.
Kanlar içinde yere yığılan genç kadın, hayatını kaybetti. Filiz Karataş’ın cesedini otomobilin bagajına koyan Ataş, 29 Ekim Mahallesi’ndeki babasının evine getirerek, “Sana gelinini getirdim” dedi. Gelininin bagajdaki cesediyle karşılaşan baba, durumu hemen polise bildirdi. Olay yerine gelen polis aşırı derecede alkollü olan Abdullah Ataş’ı yakaladı. Olay yerinde yapılan incelemelerin ardından cenaze otopsi yapılmak üzere Avukat Cengiz Gökçek Devlet Hastanesi’ne, oradan da asri mezarlığa götürüldü.
Filiz Karataş’ın yakınları Abdullah Ataş’ın sürekli alkol aldığını, bu nedenle şiddetli geçimsizlik yaşadıklarını söyledi.
Hürriyet
Cuma, Mayıs 08, 2009
mardin'de çocuk olmak...
birileri çıkıyor bunca felaketin ortasında bir de kız çocukları ayrı okutulsun diyor. (gündem her zamanki gibi karıştıkça karışıyor. karışıklıktan istifade değişiklikler başlıyor...) sonra başka birileri bu öneriyi destekliyor, ergenlik yaşı düştü diyor -bu birilerinin mevkilerini hatırlamak ile istemiyorum ki hatırladığımda daha çok ürküyorum.
ergenlik o kadar ürkütücü bir şey oldu ki bu ülkede, sanki doğal bir süreç değilmiş de buradaki kız ve erkek çocuklarına verilmiş bir cezaymış gibi algılanıyor. memelerinin çıkması mesela tecavüze davetiye oluyor. eğer erkeksen hormonlarının tavan yapması her şeye iznin olmasını sağlıyor ya da...
okulları ayıralım. kadını hiç tanımayan erkek sayısını artırıp, bacağını gördüğü kadını kuytuya çekme eğilimini artıralım iyice. kadınların neyin ne olduğunu bilmesini engelleyelim iyiden iyiye, baskılayalım iyice ki hata yapsınlar onlar da defalarca -kısa süre sonra söz hakları da kalmayacak zaten... daha kötüsü kadınla erkeği ayırdıkça ayıralım birbirinden. her ilçeye bir kadın okulu bir erkekokulu kurup sonra o kadın okullarını da kapatalım oldu olacak... eşitiz ya eşitlikçiyiz ona hizmet edelim...
o kadar sinirliyim ki toparlayamıyorum cümlelerimi. kocaman bir felaketin içinden onlarcası daha çıkıyor. hatta bir tek topraktan onlarcası fışkırıyor...
Pazartesi, Nisan 27, 2009
...takip edilmeyi gerektirir
"İstanbul Emniyet Müdürü CELALETTİN CERRAH
Anne babanın dışarıda olma sebebini bana değil hakime soracaksınız!
İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ı defalarca aradım. Defalarca. Artık utandım, o kadar çok. Tutturuk bir şekilde. Sürekli özel kalemine mesaj bıraktım. Çok yoğun bir gündemi olduğu için bana geri dönmesi tam 12 saat sürdü.
Hayalim, onunla uzuuun bir röportaj yapmaktı.
Bırakın röportajı, bu cinayetle ilgili beyanat bile veremeyeceğini söyledi.
"Aileyle, uzmanlarla görüşün ama polis olarak size bu konuda yardımcı olamayız" dedi. Sebebi, cinayetin hazırlık tahkikatının devam etmesiymiş. Şu an söyleyeceği herhangi bir şey davanın seyrini etkilermiş. Özel ekipler kurulmuş, polis elinden geleni yapıyormuş.
"Ama kamuoyunda farklı bir kanı var" dedim.
"Ne gibi?" dedi.
"Eğer Münevver bir aşçıbaşının kızı değil de, Sabancı, Koç gibi bir ailenin kızı olsaydı, Cem Garipoğlu çoktan yakalanırdı."
"Alakası yok" dedi,
"Bunlar bizi etkilemez!"
Çatı katı faillerini örnek verdi.
"Onları da yakalayan biz değil miydik? Eğer polisimiz, son sürat konteynerin içindeki cesedi bulmasaydı, evdeki kan izlerine ulaşılamayacaktı. Delil- melil kalmayacaktı. Biz üzerimize düşeni yaptık, gayet seri ve hızlı davrandık."
"İyi ama" dedim, "O kan izlerine rağmen, anne baba dışarıda. Neden?"
Derin bir nefes aldı ve şöyle dedi: "Onun sebebini bana değil, bir zahmet hakime soracaksınız!"
"54 gün oldu aileye bilgi verilmiyor. Neden?" dedim.
"Ekiplerimi onlara yollamadığımı nereden biliyorsunuz?" dedi.
"Çünkü onlarla konuşuyorum" dedim.
Birden şöyle tuhaf bir şey söyledi: "Kızlarını neden takip etmediklerini de söylediler mi size?"
"Nasıl yani?" dedim.
"E takip etselermiş kızlarını" dedi.
"Ama" dedim "17 yaşındaki bir kızı sürekli kontrol edemezsiniz ki!"
"Sizin kızınız olsa, kaçta eve gelmesini istersiniz? Gece erkek arkadaşının evinde geç saatlere kadar kalmasına izin verir misiniz?" gibi tuhaaaafffff ahlakçı bir muhabbete dönüştü konuşma.
Aile fazla serbest davranırsa, kızlarının bir erkek arkadaşı olmasına ses çıkarmazsa, o da onun evine girip çıkarsa, kafasının testere ile kesilmesi normalmiş manası çıkabilecek mini bir sohbet.
"Münevver’in anısına bir konser düzenlense ve geliri Emniyet güçlerine aktarılsa hoşunuza gider mi" dedim.
"Tabii ki hayır!" dedi, "Polis, failleri para alıp buluyor, derler."
İtiraf etmeliyim ki, o anda polis teşkilatının da baskı altında olduğunu hissettim.
Sonra, "Siz Dubai’desiniz değil mi?" dedi.
"Evet" dedim heyecanla, "Atlayın yarın gelin, yüz yüze konuşalım" diyecek zannettim.
Ama öyle demedi.
"Devletin telefonuyla daha uzun Dubai ile konuşamam" dedi.
"Çok haklınız, özür dilerim, bana yazsın" dedim, "Ben sizi arayayım..."
"Yok zaten bu konuda söyleyebileceğim daha fazla bir şey yok. İyi geceler!" dedi.
Ve kapattı.
İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’la, 12 saat, işte bu konuşmayı yapabilmek için beklemiştim.
Yine de kendisine teşekkür ederim, en azından telefonuma çıktı...
Ayşe Arman - Hürriyet"
Çarşamba, Nisan 22, 2009
15 yaş...
Antalya'da dolmuşa binen 15 yaşındaki C.K'yı ‘benzin bitti' bahanesiyle kandıran şoför ve arkadaşı ormanlık alana götürdükleri kıza zorla tecavüz etti. Zanlılar, polis tarafından gözaltına alındı.
İddiaya göre olay şöyle gerçekleşti: Önceki gece şehiriçi dolmuş hattında şoförlük yapan Y. D., arkadaşı E. D. ile birlikte son servise çıktı. Bu sırada şehir merkezinden dolmuşa binen 15 yaşındaki C.K., Kepezaltı'nda bulunan evine gitmek üzere dolmuşa bindi. Dolmuş sürücüsü ve arkadaşı, son yolcu olarak araçta kalan C.K.'yı “Benzin bitti, ileriden alıp dönelim sonra da seni bırakalım” diyerek kandırdı. Zanlılar, küçük kızı Kepezüstü'nde bulunan ormanlık alana götürüp tecavüz etti. İki zanlı daha sonra kızı evine yakın bir yere bırakarak kaçtı.
C.K., eve gider gitmez durumu ailesine anlattı. Ailesiyle birlikte polise giden C.K., 07 AB 566 plakalı minibüs şoförü ve arkadaşının kendisine defalarca tecavüz ettiğini söyledi. Bunun üzerine polis yaptığı çalışmada, önce aracın sahibine ulaştı. Adı açıklanmayan adam, dolmuşun şoförde olduğunu söyledi. Polis dolmuş şoförü Y. D. ve arkadaşı E. D.'yi kısa sürede yakalayarak gözaltına aldı.
Sorgulanmak üzere Asayiş Şube Müdürlüğü'ne getirilen 2 arkadaş, genç kızla para karşılığında ilişki kurduklarını söyledi. Küçük kız ise Çocuk Şube Müdürlüğü'nde ağlayarak verdiği ifadesinde, kendisine tüm yalvarmalarına rağmen defalarca tecavüz ettiklerini anlattı.
Hürriyet
(Bu arada haberde "zorla tecavüz" gibi bir ibare var ki ekstra sinir zıplatıcı. tecavüzün gönüllüsü oluyor muydu?)
Beyoğlu'nda insan olmak
Son dönemlerde dayak yüzünden Meclis İnsan Hakları Komisyonu tarafından mercek altına alınan Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğü hakkında yeni bir iddia ortaya atıldı.
Bilkent Üniversitesi mezunu 35 yaşındaki Berfu Beysanoğlu, Fransa Başkonsolosluğu’nda nöbet tutan polis memuru tarafından tekme tokat dövüldüğünü öne sürerek savcılığa suç duyurusunda bulundu.
MESLEK Yüksek Okulu Turizm Otelcilik Bölümü mezunu olan amatör şarkı sözü yazarı Berfu Beysanoğlu, Cumartesi saat 03.30 sıralarında İstiklâl Caddesi’nde arkadaşlarıyla yediği yemekten sonra Tarabya’daki evine gitmek üzere tek başına yola çıktı. Fransız Başkonsolosluğu önüne geldiğinde cep telefonu çalan Beysanoğlu, arayan annesiyle konuşmak için konsolosluk merdivenlerine oturdu. Beysanoğlu yaşananları şöyle anlattı:
“Konsoloslukta nöbet tutan polis, ‘Oradan kalkın, kimsiniz siz, burada oturamazsınız’ diye bağırdı. ‘Annemle konuşuyorum, kalkacağım’ dedim. O bir polis otomobili durdurdu. İki polis tarafından araca bindirilirken, nöbetçi polis beni tekme ve yumrukla dövdü.”
Olaydan sonda polis otomobiliyle yakındaki taksi durağına bırakılan Beysanoğlu, Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı’na iki sayfalık dilekçe verdi ve adını henüz bilmediği Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğü Koruma Büro Amirliği’nde görevli polis hakkında şikâyetçi oldu. Beyoğlu Adli Tıp Şube Müdürlüğü’nde Berfu Beysanoğlu’nun sağ gözaltında morluk, sağ ve sol kollarında morluk, gözlerinde görme bulanıklığı, gözyaşı akıntısı tespit etti. Berfu Beysanoğlu şunları söyledi:
“Halen gözüm akıyor, kulaklarım çınlıyor. Adliye’ye gelmeden önce adını öğrenmek için Konsolosluğa gittim. Ancak bilgi vermediler. Tesadüfen beni döven polisi gördüm, oradaydı ancak beni görünce başka bir memur çağırıp kaçtı. Durup benden özür dileseydi şikâyetçi olmayacaktım. Ancak şimdi şikâyetçiyim. Hakkımı sonuna kadar arayacağım” dedi.
Beyoğlu’nda polis şiddeti
Bekârların kaldığı bir eve baskın yapan polisler, evde uyuyan 37 yaşındaki Hakim Adlığ’ı dövdü. Polisler “Yanlış adammış” dedi.
Cumhuriyet Gazetesi muhabiri Servet Alçınkaya, kimlik soran polislerden kimlik istediği için araçta ve karakolda dövüldü.
Tarlabaşı’nda Mehmet Cirik, misafirlerini yolcu ederken kimlik soran polislerce gözaltına alındı ve Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü’nde dövüldü. Dalağı patladı ve ameliyat edildi.
Taksim’de bacağından yaralanan 16 yaşındaki K.K., şikâyetçi olmak için gittiği Taksim Polis Karakolu’nda dayak yedi.
Taksici Engin Topal’ı döven polisler, buna tepki gösteren Ali Bakça’yı da copladı.
Tarlabaşı’nda transseksüel Esmeray, Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü’nün önünden geçerken “Buradan geçmek yasak” diyen iki polis tarafından dövüldü.
NTV muhabiri Hilmi Hacaloğlu, gözaltına alınıp götürüldüğü Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde dövüldü.
Hürriyet
Çarşamba, Mart 25, 2009
ya da transseksüel olmak...
BURSA'DA bir hafta arayla ikinci kesik baş cinayeti yaşandı. Önceki gece saat 03:00 sıralarında merkez Yıldırım ilçesi Yunus Emre Mahallesi Yaprak Sokak üzerinde devriye gezen ekipler, çöp kutusunun yanına bırakılan çuvaldan kuşkulandı. Ağzı bağlı olan çuvalı açan polisler göğsünde derin kesikler bulunan başsız bir ceset buldu.
SİLİKONLARI PATLAMIŞ
Adli Tıp Kurumu'na kaldırılan cesedin 30-35 yaşlarındaki bir transeksüele ait olduğu belirlendi. Transeksüelin öldürülmeden önce göğüslerindeki silikonların patlatıldığı ortaya çıktı. Polis cesedin başını bulmak için cesedin atıldığı yerin çevresindeki güvenlik kamerası olan iş yerlerini incelemeye aldı. Ekipler, çevredeki esnafları gezerek bilgi topluyor. Bir hafta önce Nilüfer ilçesinde ormanlık alanda başı kesildikten sonra cesedi yakılmış bir kadın bulunmuştu. Polis iki cinayeti aynı kişinin işlemiş olabileceği ihtimali üzerinde duruyor. İHA/BURSA
Babasını gördü lağım çukuruna atladı
Bartın'da kız arkadaşıyla gezerken babası tarafından yakalanan 14 yaşındaki genç kız, baba korkusu yüzünden 100 metrelik lağım çukuruna girdi. Olay yerinden geçen trafik polisleri, kız gözyaşlarına boğulan genç kızı girdiği çukurdan kurtardı.
Edinilen bilgiye göre, Bartın merkez Orduyeri Mahallesi'nde kız arkadaşıyla gezen B.T. (14), babasının görmesi üzerine korkuya kapıldı. Babasının bir süre kovaladığı genç kız, belediyenin yağmur sularının atılması için kullanılan lağım çukuruna atladı. Genç kız, atladığı lağım çukurunda yaklaşık 100 metre ilerleyerek babasından kurtulmaya çalıştı. Telaşlı baba bir anda ne yapacağını bilemez duruma gelirken, babanın imdadına da olay yerinden geçen trafik polisleri yetişti.
Olay yerinden tesadüfen geçen trafik polisleri genç kızın ardından lağım çukuruna atladı. Her türlü tehlikeyi göze alan polisler, karanlık lağım çukurunda ilerlemeye başladı. Bu sırada lağımın içerisinde ilerleyen polisler, telsizleriyle durumu haber merkezine iletti. Olay yerine gelen diğer polis ekipleri bölgeye itfaiye ve acil servis ekibi istedi. İtfaiye ekipleri kısa süre içerisinde olay yerine gelirken, lağım içerisindeki trafik polisleri de karanlıkta genç kızı aramaya devam etti. Trafik
polislerinden bir tanesi genç kızın sesini duydu. Lağım çukurunda karanlığa rağmen, her türlü tehlikeyi göze alan polisler genç kızın saklandığı yeri tespit etti. Genç kıza yaklaşan polisler, B.T.'yi saklandığı yerden çıkması konusunda ikna etmeye çalıştı. Uzun süren çalışmalar sonrasında trafik polisleri genç kızı 100 metrelik lağım çukurundan kurtardı. Polisler ile birlikte lağım çukurundan çıkan genç kız gözyaşlarına boğuldu. Genç kız Çocuk Polisi ekipleri tarafından tedavisinin yapılması için Bartın Devlet Hastanesi'ne getirilirken, baba ise gözaltına alındı. Genç kızı kurtaran polisler ise su ve çamur olan üstlerini olay yerinde temizleyerek görevlerinin başına döndü.
STAR
Perşembe, Aralık 04, 2008
töre
Töreye uymak toplum şartı

Dicle Üniversitesi’nin araştırması, töre cinayetlerinde ‘mahalle baskısının azmettirdiği’ ve ‘kayınpederin kızını öldüren damadına cezaevinde baktığı’ gibi gerçekleri ortaya çıkardı.
DİCLE Üniversitesi FEN-FAK Sosyoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Mazhar Bağlı yönetimindeki sosyologların 46 cezaevinde 2 yılda 190 mahkumla yaptığı görüşmede çarpıcı sonuçlar ortaya çıktı. Bu araştırmayla töre ve namus cinayetleri hakkındaki ezberin bozulduğunu belirten Doç. Bağlı, hem erkeklerin hem de kadınların mağdur olduğunu ifade ederek, toplumda, medyada ve akademisyenlerde bulunan genel kanaatlerin doğru olmadığını söyledi.
BAĞLI şunları söyledi: ‘Töre cinayetlerinde var olduğunu düşündüğümüz aile meclisi kararını bu araştırmada somut olarak göremedik. Cinayeti, ailenin en küçüğünün işlemesi sanıldığı gibi ‘az ceza alsın’ diye değil, gelenekler nedeniyle böyle yapılıyor. Araştırmada eşini öldürenlerin oranı yüzde 25.3, anne, eş ile kızkardeş veya taciz edeni öldürenlerinki yüzde 16.3, kızkardeş veya ablayı öldürenlerin oranı ise 14.7 olarak saptandı.’
‘MAHALLE baskısı cinayete azmettiriyor. İnsanlar bir birey olmaktan çok toplumla birlikte var olmanın mümkün olduğunu düşünüyorlar. Kurbanların yüzde 58.4’ün kadın, yüzde 32.6 erkek. Töre cinayeti işleyenlerin yüzde 32.6’sı eşini severek evlenmiş. Araştırmaya katılanların büyük çoğunluğu alt gelir grubundan. Kızını öldüren damada hapiste bakan kayınpeder bile var. Cinayeti işleyenlerin büyük çoğunluğu da yaptığından pişman değil.’
(Star)
insanlık?
Esrar içip, tecavüz etmişler

Saldırının mağduru 25 yaşındaki C.A., oturamadığı için ayakta verdiği ifadesinde şunları anlattı:
“Yusuf her gece yanıma gelip benimle beraber olmak istediğini söylüyordu. Her seferinde ‘Ben konsomatrisim, masaya oturur seni dinler, kalkarım. Ben o.. değilim ki seninle yatayım’ diyordum. Bana yüksek paralar söyleyip ahlaksız tekliflerini sürdürüyordu.
Artık ondaki beraber olma duygusu saplantı halini almıştı. O gece, ‘Polis, kimse kıpırdamasın. Herkes yerinde kalsın. Çıkacağız’ dedikten sonra bana bir tokat atıp saçlarımdan tuttu. Kendisine karşı koymak isteyince de yere yatırıp sürüklemeye başladı. Birkaç metre sonra çektiğim acının ölüm acısı olduğunu düşündüm.
Neredeyse kafamın derisi yüzülecekti. 50 metre boyunca beni sürükleyip arabaya bindirdi. Yol boyunca da küfürler edip, tokat atıyordu. Alkol ve uyuşturucu madde almışlardı.
Götürdükleri evde bir odaya koyup sırayla tecavüz ettiler. Sabah beni banyoya zorla sokup cinsel organıma kadar yıkadılar. Delil ve sperm örneği bırakmak istemiyorlardı.
‘Polise gitme sana iş buluruz. Daha iyi şartlarda yaşarsın’ şeklinde teklifte bulundular. Kabul etmediğimi söyleyince ‘Bizi yakarsan biz de seni yakarız. Buna benzemez’ diye tehdit ettiler. Yerde sürünme sırasında kalçam yandığı için üstüne oturamıyorum.”
C.A.’nın 3 ay önce Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde tedaviye başladığı öğrenildi.
Yusuf Kılıç, mahkemedeki ifadesinde ise bu kez müzikholde daha önce dayak yediği için arkadaşlarıyla tekrar müzikhole gittiğini, C.A.’yı alarak çıktığını anlattı
Perşembe, Kasım 13, 2008
Erkekler daha eşit
Türkiye'de kadın erkek eşit değil
Dünya Ekonomik Forumu'nun yayımladığı yıllık kadınerkek eşitliği sıralamasında Türkiye 130 ülke içinde 123'üncü sırada yer aldı. İlk sıraları geçen yıl olduğu gibi Norveç, Finlandiya, İsveç ve İzlanda'nın aldığı raporda, ABD 27. sırada kaldı. Tunus 103, Ürdün 104, Birleşik Arap Emirlikleri 105, Mısır 124, Fas 125, Pakistan 127, Suudi Arabistan 128 ve Yemen 130. sıraya yerleşti. Söz konusu rapor,
(Takvim)