aymazlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aymazlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Mayıs 21, 2010

dayak/ölüm

hamile bir kadını dövmek, öldürmek...
"bana parasız olduğumu söyleyince yaptım bunu" demek...

hazmedilir şey mi bu?

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/14791001.asp?gid=373

Cuma, Nisan 09, 2010

Tecavüz Mağduruna "Bugün Git, 15 Ay Sonra Gel"

Nasıl bu hale gelindi ve tüm bunlar nasıl siniyor insanların içine anlamak mümkün değil.

Bu link aracılığı ile ulaşabileceğiniz haber "15" yaşında bir insanın "tecavüz nedeni ile psikolojik tahribata maruz kalıp kalmadığının" tespiti için "15 ay" sonrasına gün verildiğinden söz ediyor. Ve bu haber, neresinden tutulsak parçalanıp elimizde kalan bir düzeni simgeliyor.

Hala "psikolojik tahribat testi" ile "tecavüzden etkilenip etkilenilmediği" konusunda karar veriliyor olması zaten saçmalıkken bir de 15 ay sonrasına randevu verilmesi tüylerimi diken diken ediyor.

Ne demeli, gerçekten bilmiyorum...

Salı, Şubat 16, 2010

183 - Şiddet Hattı

deryik'in sözlerine ekleyecek bir şey yok.

"alo 183 - şiddet hattı. şiddet gören kadınlar için sığınma umudu.

sığınma evleri teker teker kapatılırken veya sırf, belediye başkanları icraatlarının duyurulmasından ötesini düşünmüyor diye adresleri telli duvaklı ilan edilirken - telefonla da ulaşmak mümkün. arayan olursa diye, gerekmemesi umuduyla. yazması benden."


http://deryik.blogspot.com/2010/02/183.html

Pazartesi, Kasım 16, 2009

Beyin Yerine Et Yığını Sahibi Olmak; Bekareti Evliliğe Şart Koşmak; Kadına "Olması Gereken Bir Vasıf"tan Söz Etmek... Neresinden Tutulmalı Bu Haber?

Evlilikte kadında bulunması gereken vasıflar arasında ’bekaret’ de sayıldı. Buna göre Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, bir davada kadının bakire olmadığı gerekçesiyle evliliği geçersiz saydı.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin, bakireliği evlilikte kadında bulunması gereken vasıflar arasında sayarak kadının bakire çıkmaması gerekçesiyle evliliğin iptaline karar verdiği ortaya çıktı. Üstelik daire bu kararı alırken kadının bakire olduğuna ilişkin doktor raporuna değil kocanın beyanına itibar etti. Yargıtay bu yüzden, evliliği kadının bakire çıkmaması nedeniyle evliliğin iptal edilmesi istemini reddeden yerel mahkeme kararını bozdu. Daire, boşanma yerine iptal kararı verilmesini istedi. Yargıtay bunu da “kadında bulunması lazım gelen vasfın bulunmaması” olarak açıkladı. Hukukçular ise “kadında bulunması gereken vasıftan” söz edilmesinin kadını bir nesne olarak düşünmek anlamına geleceğini belirterek kararı eleştirdi. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2007 yılında verdiği ancak son günlerde hukukçular arasında tartışma yaratan karara konu olay şöyle:

Kadın raporunu gösterdi ama nafile

Bolu’da nikah masasına oturan çiftin evliliği, kocanın, eşinin gerdek gecesi bakire çıkmadığını ileri sürmesi üzerine ayrılıkla sonuçlandı. Koca mahkemeye giderek kadının bakire çıkmaması yüzünden evliliğin iptal edilmesi davası açtı. Kadın ise Bolu İzzet Baysal Kadın Doğum Hastanesine giderek bakire olduğu ve kızlık zarının duhule müsait olduğu yönünde rapor aldı. Kadın bu raporla kocası aleyhine boşanma davası açtı. Bu iki dava Bolu Aile Mahkemesi’nde birleştirilerek görüşüldü. Mahkeme, erkeğin açtığı evliliğin iptali davasını reddetti, ancak kadının açtığı boşanma davasını kabul etti. Erkek bu kararı temyiz etti ve dosya Yargıtay’a geldi. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi kararında ise aynen şöyle denildi: “Kadının zifaf gecesi bakire (kız) çıkmadığı toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Bu suretle kadında bulunması lazım gelen vasfın bulunmaması sebebiyle kocanın davasının kabulü gerekirken reddi isabetsizdir.”

Beşte üç çoğunlukla alındı

Bu karar 5 üyeli dairede 3 üyenin oyuyla alındı. Karara karşı çıkan iki üye yazdıkları karşı oy yazısında, kadının bakire olduğu yönünde aldığı doktor raporuna dikkat çekti ve “Tıbbi bulgular karşısında davacı tanıklarının soyut ifadelerine dayanılarak davalının bakire çıkmadığının kabulü olanaksızdır” diyerek yerel mahkemenin boşanma kararının onanmasını istediler. Yani bu iki üye de esas olarak bakireliğin kadında bulunması gereken bir vasıf olduğu yönündeki diğer 3 üyenin görüşüne itiraz etmedi, sadece kadının bakire olduğunu söyleyen raporun göz önüne alınması gerektiğini savundu.

Evlilik geçersiz sayılıyor, başka şart aranmıyor

YargItay bu kararınI Türk Medeni Kanunu’nun evliliğin hangi hallerde “nisbi butlan”la geçersiz olduğunu düzenleyen 149. maddesinin 2. bendine dayandırdı. Bu bentte eşlerden birinin “Eşinde bulunmaması onunla birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez bir duruma sokacak derecede önemli bir nitelikte yanılarak evlenmişse” evliliğin iptali için dava açabileceği düzenleniyor. Evliliğin iptalinin boşanmadan pek farkı yok. Yani eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi, tazminat, nafaka ve soyadı hakkında boşanmaya ilişkin hükümler uygulanıyor. Ama iptal kararı verilebilmesi için boşanma kararlarında aranan “şiddetli geçimsizlik, evlilik birliğinin çekilmez hale gelmesi, aldatma” gibi bir şart gerekmiyor.


Mynet

Cuma, Mayıs 29, 2009

can-sız(lar)

Kadının adı da yok canı da!
Son haftalarda yaşanan töre cinayetlerinin ardından dün de üç kadın birden öldürüldü

İkisi evliliğini sakladığı anlaşılınca terk ettikleri sevgilinin, biri de eski eşin kurbanı oldu...

Gönüllü öğretmen Zeynep’i, evli sevgilisi öldürüp tarlaya attı

Erzurum’daki 9’uncu Kolordu Komutanlığı’na bağlı Gez Kışlası’nda görev yapan 30 yaşındaki Astsubay Güney Yılmaz’ın, evli olduğunu öğrendikten sonra kendisini terk eden 24 yaşındaki Zeynep Polat’ı tek kurşunla başından vurduğu anlaşıldı. Dadaşkent semtinde oturan ve anasınıfında gönüllü öğretmenlik yapan Zeynep Polat’ı otomobilinde tabanca ile öldürdükten sonra cesedini tarlaya atan Yılmaz tutuklandı. Yılmaz’ın eşinin ikinci çocuğuna hamile olduğu ve tayininin KKTC’ye çıktığı öğrenildi. Cinayet, Güney Yılmaz’ın Zeynep öğretmene son kez görüşmek istediğini söylemesiyle gelişti. Önceki gün otomobiline aldığı Zeynep Polat’la tartışan Güney Yılmaz, tabancasını genç kızın başına dayararak tetiği çekti. Ardınan Tınazlı köyü yoluna giren Güney Yılmaz, öldürdüğü Zeynep Polat’ın cesedini tarlaya bırakıp uzaklaştı. Kaçan Yılmaz, yapılan operasyonla yakalandı. Çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak Erzurum Cezaevi’ne konuldu.

Terk ettiği evli ‘nişanlısı’ sokak ortasında öldürdü

Mutlu Yeşilbaş, nişanlısının evli ve iki çocuklu olduğunu öğrenince yıkıldı. Terk etti. Ancak sevgilisi bunu hazmedemedi ve..

Adana’da 36 yaşındaki Mutlu Özyeşilbaş, evli olduğunu öğrenince ayrıldığı ’nişanlısı’ 34 yaşındaki Yalçın Kanmaz tarafından, sokak ortasında 7 bıçak darbesiyle öldürüldü. Olay, Atakent Mahallesi’ndeki TOKİ konutları önünde önceki akşam meydana geldi. Mutlu Özyeşilbaş, 2 yıldır nişanlı olduğu ve evlenme hayalleri kurduğu Yalçın Kanmaz’ın evli ve 2 çocuk sahibi olduğunu öğrendi. Bunun üzerine Özyeşilbaş, Yalçın Kanmaz’ı terk etti. Ancak Kanmaz genç kadının peşini bırakmadı. Mutlu Özyeşilbaş, önceki gün annesi ve ablasıyla birlikte Akıncılar Polis Merkezi’ne giderek Yalçın Kanmaz hakkında suç duyurusunda bulundu. Özyeşilbaş annesi ve ablasıyla evlerine dönerken Yalçın Kanmaz önlerini kesti. “Artık beni istemiyor musun?” diye soran Kanmaz, “Hayır, bırak artık peşimi” yanıtını alınca yanında getirdiği bıçağı çıkarıp annesi, ablası ve çevredeki vatandaşların gözleri önünde genç kadını tam 7 yerinden bıçakladı. Sonra da kanlar içinde kalan sevgilisini kucağına alarak ambulansın gelmesini bekledi. Kanmaz, ambulans geldikten sonra polislere teslim oldu.

Çocuklarını görmeye gitti, eski eşi kurşunladı

Babasının velayetindeki iki kızını polisler eşliğinde görmeye giden Huriye Bekçi, eski eşi tarafından polislerin arasında vuruldu.

Sakarya’nın Sapanca ilçesinde, yaşayan Huriye Bekçi (28) evli olduğu Yahya B. (34) ile şiddetli geçimsizlik nedeniyle 6 yıl önce boşandı ve mahkeme 3 kız çocuğunun velayetini babaya verdi. Daha sonra ikinci evliliğini yapan Bekçi, bu evliliğinden de 2 erkek çocuğu sahibi oldu. İlk eşiyle aynı mahalledeki ailesinin yanında kalan Bekçi, 4 yıldır kızlarını görmüyordu. Bekçi, kızları gösterilmeyince mahkemeye başvurdu. Görevlendirilen 2 polis, ablası ve ikiz kardeşiyle çocuklarını görmeye giden Bekçi, eşi tarafından arabanın içinde kurşunlanarak öldürüldü. Bekçi’nin ilk eşinden olan kızlarının devlet korumasına alınacağı belirtilirken, ikinci eşinden olan çocukları 3 yaşındaki Umut ve 2 yaşındaki Talha, babalarına verilecek. İkiz kardeşi yanında öldürülen Nuriye Keskin (28) “Kardeşim korktuğunu söylemesine rağmen, geniş güvenlik önlemi alınmadı. Kardeşim göz göre göre öldü. Kardeşim ortada oturuyordu. Bir yanında ablam, ufak yeğenim ve bir yanında da diğer yeğenim oturuyordu. Arka koltukta ikisi çocuk 4 kişi oturuyordu, Onların arasında kız kardeşime 10-15 el ateş etti, kimse de müdahale etmedi. Kardeşim olay yerinde öldü, polisler olay bittikten sonra Yahya B’yi gözaltına aldı. Biz o anda polislere onlardan şikayetçi olduğumuzu, gerekli önlemleri ve müdahaleyi yapmadıklarını söyledik.”


Vatan

imam nikahlı "sevgi dolu" koca

İmam nikahlı eşini bira şişesiyle doğradı



GAZİANTEP’te aşırı alkol alan 26 yaşındaki Abdullah Ataş barışmak için otomobiline bindirdiği nikahsız birlikte yaşadığı 20 yaşındaki Filiz Karataş’tan ret cevabı alınca bira şişesiyle delik deşik edip öldürdü.



Abdullah Ataş 1.5 yıl önce dini nikah kıydırdığı Filiz Karataş tarafından bir süre önce şiddetli geçimsizlik nedeniyle terkedildi. Babasının evine dönen Filiz Karataş, sürekli alkol alan eşinin barışma tekliflerini kabul etmedi. İddiaya göre dün gece aşırı derecede alkol alan Abdullah Ataş, eşinin yanına giderek barışmak istedi. Ataş, konuşmak için otomobiline bindirdiği Filiz Karataş’la Nizip İlçesi yolu üzerinde tartıştı. Abdullah Ataş yine ret cevabı alınca genç kadına kırık bira şişesiyle defalarca vurdu.

Kanlar içinde yere yığılan genç kadın, hayatını kaybetti. Filiz Karataş’ın cesedini otomobilin bagajına koyan Ataş, 29 Ekim Mahallesi’ndeki babasının evine getirerek, “Sana gelinini getirdim” dedi. Gelininin bagajdaki cesediyle karşılaşan baba, durumu hemen polise bildirdi. Olay yerine gelen polis aşırı derecede alkollü olan Abdullah Ataş’ı yakaladı. Olay yerinde yapılan incelemelerin ardından cenaze otopsi yapılmak üzere Avukat Cengiz Gökçek Devlet Hastanesi’ne, oradan da asri mezarlığa götürüldü.

Filiz Karataş’ın yakınları Abdullah Ataş’ın sürekli alkol aldığını, bu nedenle şiddetli geçimsizlik yaşadıklarını söyledi.

Hürriyet

Türkiye'de transseksüel olmak no: 1231...341

ne kadar güzeldin oysa...



Cindy 43 kez bıçaklandı

Ankara polisi, güzelliği nedeniyle arkadaşlarının “Cindy” lakabını taktığı travesti İlyas Çağan’ı (26), bilgisayarının başında 43 kez bıçaklandıktan sonra boğazı kesilerek öldürülmüş halde buldu.


23 Mayıs’taki vahşetin ardından harekete geçen dedektifler, cinayetten birkaç dakika önce Çağan’la birlikte olan diş hekimi B.O.’yu gözaltına aldı. B.O., “Ben çıkarken evde 1.90 cm boyunda, uzun burunlu bir erkeği gördüm. O bekliyordu” dedi. Bu eşkal üzerine, sık sık Çağan’la birlikte olan, internet sitesi tasarımı yapan Murat O.G. (25) bir arkadaşının evinde yakalandı. Cinayeti itiraf ederek tutuklanan şüpheli şunları anlattı: “Cindy bana günde ortalama 2 bin lira kazandığını söylüyordu. Benim de kredi kartlarına yaklaşık 15 bin lira borcum vardı. Bunalıma girince plan yaptım. Cindy’yi arayıp internet sitesi için değişik fikirlerim olduğunu söyledim. 400 lira karşılığında sitesini yenileyeceğimi anlattım. Bana, ‘Para veremem’ deyince, ‘İki kez birlikte olur, ödeşiriz’ dedim. Kabul etti ve evine çağırdı. Bilgisayarı açarken yanımdaki bıçağı sırtına sapladım. ‘Ne yapıyorsun?’ diye bağırdı. Bıçağı kaç kez sapladığımı hatırlamıyorum. Boğazını kestikten sonra Cindy’nin bir şortunu giyip havluyla kanları temizledim. Çekmecedeki bin lirayı alarak kanlı elbiseleri bir torbaya koydum ve evden ayrıldım.”

Hürriyet

Cuma, Mayıs 08, 2009

mardin'de çocuk olmak...

mardin'de bir şey oldu, hala ne olduğunu nasıl olduğunu anlayamadığım... neredeyse 50 çocuğun aklına hiç unutamayacakları bir anı kazındı, aynı çocukların bundan sonra nasıl ayakta kalacağı meçhul... olayın bu en acı ve ürkütücü noktası hakkında yeni bir cümle kuramıyorum düşününce ağlayamadığımdan boğazım ağrıyor, ağrıdıkça boğazım ben ne yapacağımı şaşırıyorum...

birileri çıkıyor bunca felaketin ortasında bir de kız çocukları ayrı okutulsun diyor. (gündem her zamanki gibi karıştıkça karışıyor. karışıklıktan istifade değişiklikler başlıyor...) sonra başka birileri bu öneriyi destekliyor, ergenlik yaşı düştü diyor -bu birilerinin mevkilerini hatırlamak ile istemiyorum ki hatırladığımda daha çok ürküyorum.

ergenlik o kadar ürkütücü bir şey oldu ki bu ülkede, sanki doğal bir süreç değilmiş de buradaki kız ve erkek çocuklarına verilmiş bir cezaymış gibi algılanıyor. memelerinin çıkması mesela tecavüze davetiye oluyor. eğer erkeksen hormonlarının tavan yapması her şeye iznin olmasını sağlıyor ya da...

okulları ayıralım. kadını hiç tanımayan erkek sayısını artırıp, bacağını gördüğü kadını kuytuya çekme eğilimini artıralım iyice. kadınların neyin ne olduğunu bilmesini engelleyelim iyiden iyiye, baskılayalım iyice ki hata yapsınlar onlar da defalarca -kısa süre sonra söz hakları da kalmayacak zaten... daha kötüsü kadınla erkeği ayırdıkça ayıralım birbirinden. her ilçeye bir kadın okulu bir erkekokulu kurup sonra o kadın okullarını da kapatalım oldu olacak... eşitiz ya eşitlikçiyiz ona hizmet edelim...

o kadar sinirliyim ki toparlayamıyorum cümlelerimi. kocaman bir felaketin içinden onlarcası daha çıkıyor. hatta bir tek topraktan onlarcası fışkırıyor...

Pazartesi, Nisan 27, 2009

...takip edilmeyi gerektirir

bir de olası bir cinayette yitip gittiyseniz arkanızdan konuşur ahlak bekçileri... ne de olsa kadınsınız. ahlaksızsınız. takip edilmiyorsanız. erkek arkadaşınızlaysanız her şey müstehak size; ölüm bile...

"İstanbul Emniyet Müdürü CELALETTİN CERRAH

Anne babanın dışarıda olma sebebini bana değil hakime soracaksınız!


İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ı defalarca aradım. Defalarca. Artık utandım, o kadar çok. Tutturuk bir şekilde. Sürekli özel kalemine mesaj bıraktım. Çok yoğun bir gündemi olduğu için bana geri dönmesi tam 12 saat sürdü.

Hayalim, onunla uzuuun bir röportaj yapmaktı.

Bırakın röportajı, bu cinayetle ilgili beyanat bile veremeyeceğini söyledi.

"Aileyle, uzmanlarla görüşün ama polis olarak size bu konuda yardımcı olamayız" dedi. Sebebi, cinayetin hazırlık tahkikatının devam etmesiymiş. Şu an söyleyeceği herhangi bir şey davanın seyrini etkilermiş. Özel ekipler kurulmuş, polis elinden geleni yapıyormuş.

"Ama kamuoyunda farklı bir kanı var" dedim.

"Ne gibi?" dedi.

"Eğer Münevver bir aşçıbaşının kızı değil de, Sabancı, Koç gibi bir ailenin kızı olsaydı, Cem Garipoğlu çoktan yakalanırdı."

"Alakası yok" dedi,

"Bunlar bizi etkilemez!"

Çatı katı faillerini örnek verdi.

"Onları da yakalayan biz değil miydik? Eğer polisimiz, son sürat konteynerin içindeki cesedi bulmasaydı, evdeki kan izlerine ulaşılamayacaktı. Delil- melil kalmayacaktı. Biz üzerimize düşeni yaptık, gayet seri ve hızlı davrandık."

"İyi ama" dedim, "O kan izlerine rağmen, anne baba dışarıda. Neden?"

Derin bir nefes aldı ve şöyle dedi: "Onun sebebini bana değil, bir zahmet hakime soracaksınız!"

"54 gün oldu aileye bilgi verilmiyor. Neden?" dedim.

"Ekiplerimi onlara yollamadığımı nereden biliyorsunuz?" dedi.

"Çünkü onlarla konuşuyorum" dedim.

Birden şöyle tuhaf bir şey söyledi: "Kızlarını neden takip etmediklerini de söylediler mi size?"

"Nasıl yani?" dedim.

"E takip etselermiş kızlarını" dedi.

"Ama" dedim "17 yaşındaki bir kızı sürekli kontrol edemezsiniz ki!"

"Sizin kızınız olsa, kaçta eve gelmesini istersiniz? Gece erkek arkadaşının evinde geç saatlere kadar kalmasına izin verir misiniz?" gibi tuhaaaafffff ahlakçı bir muhabbete dönüştü konuşma.

Aile fazla serbest davranırsa, kızlarının bir erkek arkadaşı olmasına ses çıkarmazsa, o da onun evine girip çıkarsa, kafasının testere ile kesilmesi normalmiş manası çıkabilecek mini bir sohbet.

"Münevver’in anısına bir konser düzenlense ve geliri Emniyet güçlerine aktarılsa hoşunuza gider mi" dedim.

"Tabii ki hayır!" dedi, "Polis, failleri para alıp buluyor, derler."

İtiraf etmeliyim ki, o anda polis teşkilatının da baskı altında olduğunu hissettim.

Sonra, "Siz Dubai’desiniz değil mi?" dedi.

"Evet" dedim heyecanla, "Atlayın yarın gelin, yüz yüze konuşalım" diyecek zannettim.

Ama öyle demedi.

"Devletin telefonuyla daha uzun Dubai ile konuşamam" dedi.

"Çok haklınız, özür dilerim, bana yazsın" dedim, "Ben sizi arayayım..."

"Yok zaten bu konuda söyleyebileceğim daha fazla bir şey yok. İyi geceler!" dedi.

Ve kapattı.

İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’la, 12 saat, işte bu konuşmayı yapabilmek için beklemiştim.

Yine de kendisine teşekkür ederim, en azından telefonuma çıktı...

Ayşe Arman - Hürriyet"

Pazar, Nisan 26, 2009

Psikolojik destekten yoksunluk 2011'e dek sürecek

Sakın 2011’e kadar tacize uğramayın!


Adli Tıp Kurumu Başkanı Doç. Dr. Haluk İnce, uzman yetersizliği nedeniyle kurumda 2011’in başına kadar tüm randevuların dolduğunu söyledi.

HÜSEYİN Üzmez vakası sırasında Adli Tıp Kurumu’ndan istifa eden Doç. Dr. Ayten Erdoğan ve yaptığı açıklamalar nedeniyle idari ceza alarak Adli Tıp Kurumu’ndan Şube Müdürlüğü’ne atanan Doç. Dr. Serhat Gürpınar, Adli Tıp’ta yaşanan sorunların giderilmesi için TCK 103’ncü maddenin değişmesi gerektiği ve kurumun ‘bilimsel’ hale getirilmesi gerektiğini savundu. Adli Tıp Kurumu Başkanı Doç. Dr. Haluk İnce ise, eski başkan Erdoğan’ın ‘4 ayda 1000 vaka geliyor’ açıklamalarını ‘abartılı’ olarak nitelendirerek ‘4 ayda ortalama 150-200 vakayı görmüştür’ dedi. Ancak İnce, uzman yetersizliği nedeniyle 2011’e kadar tüm randevularının dolduğunu söyledi.

‘TEK PSİKİYATRİST VARDI’
ADLİ Tıp Kurumu’ndan istifa eden Çocuk Psikiyatristi Doç. Dr. Ayten Erdoğan’ın kurumdan olaylı ayrılışının yankıları sürüyor. Kurumdaki uygulamaları eleştirdiğini, kişilerle bir sorununun olmadığını belirten Erdoğan, ‘2011 yılına randevu veriliyor. Basbas bağırdım ve yanlışlıkları söyledim. Tek bir çocuk psikiyatristi vardı ve tüm Türkiye’den görüş alınması gereken dosyalar geliyordu. Bir kişi her gün 10-12 kişiye bakabilir, sayıyı hergün 12 çocuk 5 yetişkin olarak belirledik ama bu sayılar aşılıyor. 1 günde 25 çocuk.’ dedi.

‘4 AYDA 1000 VAKA OLAMAZ’
CİNSEL istismara uğrayan çocuklar ve bu suçu işleyen kişilerin, ‘ödenek yokluğundan’ aynı otobüslerde kuruma getirildiği iddiaları üzerine, Doç. Dr. İnce, ‘Öyle birşey yok. İlk kez duyuyorum’ diyerek tepki gösterdi. İnce, ‘Bir cezaevi aracında tutuklular ve memurlar biner. Parası yok aynı otobüsle getirilsin diye bir uygulama yok. ‘Doktor hanımın 4 ayda 1000 vaka gördüm’ sözleri abartılı. Listeleri benim elimde. Günde 10 ya da 12 hastaya bakıyordu’ dedi. Doç. İnce, yeterli uzman olmadığı için, vakalar için 2011’e randevu verilmek zorunda kalındığını söyledi.

‘UYGULAMALAR BİLİM DIŞI’
HÜSEYİN Üzmez vakasına ilişkin açıklamaları nedeniyle Adli Tıp Kurumu 1. İhsitas Kurulu Başkanlığından Gaziosmanpaşa Şubesi’ne tayin edilen Doç. Dr. Serhat Gürpınar’da, Adli Tıp’ın ‘bilim dışı’ çalıştığını söyledi. Doç. Gürpınar, Adli Tıp Kurumu’nda bir çocuğun defalarca muayene edilmesinin, ruhsal muayenesinin geciktirilmesini ‘Bilim dışı’ olarak nitelendirerek ‘Dünya artık bu uygulamaları kaldırmıştır. Bizim de yapmamamız lazım’ dedi.

Artık yasa değişmeli
TÜRK Ceza Kanunu’ndaki 103’ncü maddenin değiştirilmesi gerektiğini, ‘cinsel istismar’ suçunun, ‘nitelikli cinsel istismar’ olarak açıklanması gerektiğini savunan Doç. Dr. Ayten Erdoğan, ‘Yaşanan tüm bu sorunların altında 103’ncü madde yatıyor. ‘Tacize uğrayan çocukların ruh sağlığı bozulmuşsa’ dendiği için çocuklar didik didik araştırılıyor, çoğu zaman da travmatize olabiliyor. Bu suçlara nitelikli cinsel istismar denmesi ve cezaların yukarı çekilmesi lazım’ şeklinde konuştu.

Tecavüze 23 tutuklama
ÇANAKKALE’NİN Lapseki ve Gelibolu ilçelerinde, 14 yaşındaki bir kıza cinsel istismarda bulundukları iddia edilen 37 kişiden 23’ü tutuklandı.İhbar üzerine Lapseki ilçesine bağlı Umurbey beldesinde Y.Ç. (14) için fuhuş pazarlığı yaptıkları ileri sürülen U.Ş, H.E. ve B.B. suçüstü yakalandı. Daha sonra yapılan operasyonda gözaltına alınan 37 kişi sorgulamalarının ardından mahkemeye sevk edildi. İlk duruşmada 7, ertesi gün 16 kişi olmak üzere toplam 23 kişi, tutuklandı.

Star

BAŞLIK

Liseli kız, 10 bin TL başlığa satıldı

Kars'ta okuldan eve dönerken kaçırılan liseli kız, babası tarafından 'sırtından bıçaklandı'... 15 yaşındaki S., 10 bin TL karşılığında evlendirildi

Türkiye başlık parası "geleneğinden" bir türlü kurtulamıyor. Kars Anadolu Ticaret Lisesi öğrencisi 15 yaşındaki S.M., hafta sonu tatili nedeniyle köydeki evine gitmek için pansiyondan ayrıldı. Kızını köy girişinde bekleyen baba Ömer Mızrak, S.'nin minibüste olmadığını gördü. Oysa S. minibüse hiç binmemişti. Çünkü Serhat Adıgüzel tarafından kaçırılmıştı. Baba Mızrak, durumu jandarmaya haber verdi.

BABANIN PAZARLIĞI
Serhat Adıgüzel'in babası Turan Adıgüzel'le görüşen Ömer Mızrak, sıkı bir pazarlığa tutuştu. 20 bin lira istediği kızını sonunda 10 bin TL başlık parasına sattı. Jandarmaya da kızının eve döndüğünü söyledi. Henüz lise öğrencisi olan küçük kız ile Serhat Adıgüzel imam nikahıyla evlendirildi.

Cevap bile veremedi
Baba Ömer Mızrak, olayı doğrularken başlık parası alıp almadığı yönündeki sorulara cevap veremedi. Genç kızın annesi Şahinze Mızrak ise kocasına kızgın. Kızının zorla evlendirildiğini söyleyen anne, "Okumayı çok istiyordu. Kendisinden çok yaşlı birine vererek kızımın hayatını mahvettiler" dedi. Ömer Mızrak'ın bir akrabası ise "Kızı zorla istemediği adama verdiler. Babası pazarlıkla 10 bin TL başlık parası aldı. Başarılı bir öğrenciydi ama okuldan alıp kocaya verdiler" diye tepki gösterdi.

Takvim

Cumartesi, Nisan 25, 2009

15'lik nişanlılar...

lise öğrencisiyken nişana izin verip, sonraki aşamada da evlilik yaşını düşürmek hatta devlet eliyle küçücük çocuklara düğün dernek yapmak... Türkiye'de kadın olmak neymiş, illa çocuk yaşta evlendirilmekmiş...


"Bakan bizi kocaya gönderme

MEB’in lisede nişanlanmaya serbestlik getiren kararı tartışma yarattı. Psikiyatrlar ve hukukçular, bu kararın nişanlı olduğu için okula gidemeyen çocuklar adına olumlu ama erken nişanlılığın eğitim çağındaki çocuklar için zararlı olacağı görüşünde.

MİLLİ Eğitim Bakanlığı’nın (MEB), Lise ve Ortaokullar Yönetmeliği’nde yaptığı değişiklikle, lise öğrencilerinin nişanlanmasına serbestlik getirmesi tartışma yarattı. Talim Terbiye Kurulu Daire Başkan Vekili Merdan Tufan’ın yayınlanmak üzere Resmi Gazete’ye ilettiklerini bildirdiği MEB’in lisede nişanlı öğrencilerin okuyabilmesine vize veren kararına psikiyatrlardan ve hukukçulardan tepki geldi. Uzmanların görüşleri özetle şöyle:

Prof. Dr. Bengi Semerci (Çocuk, genç ve erişkin psikiyatrı): Nişanlılık resmi bir şey olmadığı için nişanlılığın yönetmelikte düzenlenmesi anlamsız. Geleneksel olarak önüne geçemediğimiz kızların erken yaşta evlendirilmesi gerçeği var. ’Nişanlı kız okula gidemez’ diye okuldan alınan binlerce kızımız var. Yönetmeliği değiştirmeden önce anne ve babalar eğitilmeli. MEB böyle bir yönetmelik çıkardı diye insanlar zihniyetini mi değiştirecek?

Prof. Dr. Arif Verimli (Psikiyatri): Mutaassıp ve inançları sebebiyle kızlarını erken evlendirenlere göz kırpılmış. 15- 18 yaş arası çocukların nişanlanması veya evlenmesi zaten doğru bir yaklaşım değil. ’Evlensin, nişanlansın ama eğitim alsın’ düşüncesini desteklerim ama birtakım inançlar sebebiyle erken evlendirmeye karşıyım.

Prof. Dr. Ahmet Kılıçoğlu (Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi): Henüz eğitim çağında ve çocuk yaştaki çocuklara nişanlanma yolunun açılmasını doğru bulmuyorum. Bu çocukları özendirici bir karar. Hem hukuksal hem de özendirici olması nedeniyle isabetli bulmuyorum.

Nişanlı okur, evli okuyamaz

MEB Talim ve Terbiye Kurulu (TTK), 1964 tarihli yönetmelikteki "Evli, nişanlı olanlar okula öğrenci olarak alınmazlar" ifadesindeki "nişanlı" sözcüğü çıkarılıp "evli" sözcüğü korundu.

Hurriyet"

Çarşamba, Nisan 22, 2009

öz baba...

Kızına tecavüz edip hamile bıraktı

Eskişehir'de 16 yaşındaki zihinsel engelli öz kızına tecavüz edip hamile bıraktığı iddia edilen baba 50 yıla kadar hapis istemiyle yargılanmaya başlandı.

2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada tutuklu sanık R.O. (53) hazır bulundu. R.O'nun zihinsel engelli kızı L.S. kent dışında olduğu için duruşmaya katılmadı.

Mahkeme heyeti, mağdurun yaşının küçük olması nedeniyle duruşmanın gizli yapılmasına karar verdi. Dava eksik evrakın tamamlanması için ertelendi.

Eylül 2008'de İzmir'deki bir aileye evlatlık verdiği zihinsel engelli kızı L.S'yi, kendisini görmek için geldiği Eskişehir'de panayırlara götürüp çıplak dans ettirdiği, içeceğine uyutucu madde koyup farklı tarihlerde 3 kez tecavüz edip “kimseye söyleme. Yoksa, seni öldürür kanını içerim” diye tehdit ettiği öne sürülen baba R.O'nun suçu, kızı hamile kalınca ortaya çıkmıştı.
Evlatlık edinen H.S, şüphelenip doktora götürdüğünde L.S'nin 11 haftalık hamile olduğunu öğrenmişti.

L.S'nin olayı kısmen H.S'ye anlatması üzerine İzmir 1. Çocuk Mahkemesinin kararıyla İzmir Eğitim ve Araştırma Hastanesinde cenin kürtaj yoluyla alınmış, İzmir Adli Tıp Grup Başkanlığı Biyoloji İhtisas Dairesi'nin cenin üzerinde yaptığı DNA incelemesinde şüpheli baba R.O'nun ceninin yüzde 99,99 ihtimalle babası olduğu tespit edilmişti.

Eskişehir 3. Sulh Ceza Mahkemesinin kararıyla 11 Mart 2009'da yakalanan ve 50 yıla kadar hapis istemiyle yargılanan R.O, “çocuğun cinsel istismarı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, çocuğun alıkonulması” suçlarını işlediği iddiasıyla tutuklanmıştı.


Hurriyet

15 yaş...

15 yaşındaki kıza tecavüz

Antalya'da dolmuşa binen 15 yaşındaki C.K'yı ‘benzin bitti' bahanesiyle kandıran şoför ve arkadaşı ormanlık alana götürdükleri kıza zorla tecavüz etti. Zanlılar, polis tarafından gözaltına alındı.

İddiaya göre olay şöyle gerçekleşti: Önceki gece şehiriçi dolmuş hattında şoförlük yapan Y. D., arkadaşı E. D. ile birlikte son servise çıktı. Bu sırada şehir merkezinden dolmuşa binen 15 yaşındaki C.K., Kepezaltı'nda bulunan evine gitmek üzere dolmuşa bindi. Dolmuş sürücüsü ve arkadaşı, son yolcu olarak araçta kalan C.K.'yı “Benzin bitti, ileriden alıp dönelim sonra da seni bırakalım” diyerek kandırdı. Zanlılar, küçük kızı Kepezüstü'nde bulunan ormanlık alana götürüp tecavüz etti. İki zanlı daha sonra kızı evine yakın bir yere bırakarak kaçtı.

C.K., eve gider gitmez durumu ailesine anlattı. Ailesiyle birlikte polise giden C.K., 07 AB 566 plakalı minibüs şoförü ve arkadaşının kendisine defalarca tecavüz ettiğini söyledi. Bunun üzerine polis yaptığı çalışmada, önce aracın sahibine ulaştı. Adı açıklanmayan adam, dolmuşun şoförde olduğunu söyledi. Polis dolmuş şoförü Y. D. ve arkadaşı E. D.'yi kısa sürede yakalayarak gözaltına aldı.

Sorgulanmak üzere Asayiş Şube Müdürlüğü'ne getirilen 2 arkadaş, genç kızla para karşılığında ilişki kurduklarını söyledi. Küçük kız ise Çocuk Şube Müdürlüğü'nde ağlayarak verdiği ifadesinde, kendisine tüm yalvarmalarına rağmen defalarca tecavüz ettiklerini anlattı.


Hürriyet


(Bu arada haberde "zorla tecavüz" gibi bir ibare var ki ekstra sinir zıplatıcı. tecavüzün gönüllüsü oluyor muydu?)

Perşembe, Ocak 08, 2009

işkence-tecavüz-aile

Manisa’da 18 yaşındaki P.U. bir yıl önce tanıştığı Ayhan K.’yle (24) nikahsız birlikte yaşamaya başladı. Ayhan K., askere giderken P.U’yu ailesine teslim etti.İddiaya göre, P.U. ile Ayhan K.’nin ailesi arasında anlaşmazlıklar çıkmaya başladı. Baba Hasan K., dört ay önce eşinin ve kızı Gülcan K.’nın da yardımıyla P.U.’yu ellerinden tavandaki bir kancaya bağlayarak kerpetenle dişlerini söküp tecavüz etti. P.U., yaşadıklarının ardından evden kaçarak İzmir’deki akrabalarının yanına sığındı ve polisi aradı. Şikayet üzerine Hasan K.’nin evine giden polis, ailenin bir süre önce İstanbul’a taşındığını öğrendi. İstihbarat çalışmaları neticesinde, dün Manisa’ya gezmeye gelen Hasan K. ile kızı Gülcan C. polis tarafından yakalandı. Baba-kız, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılırken polis, Hasan K.’nin eşini arıyor.

Hürriyet

Cuma, Aralık 19, 2008

sağlık-sız

Evde doğum skandalı!

6.5 aylık hamile olan Zahide Aksu'nun sancısı tuttu. 3 hastane "Küvöz yok" diye almadı. Evde doğan bebek yoğun bakımda.

***İstanbul'da kuvöz yok!
6 yıl bekledikten sonra hamile kaldı. 6.5 aylıkken sancılandı. Devlet hastaneleri 'Kuvöz yok' diye kabul etmeyince evde doğum yaptı. Bebeğin durumu ise kritik. Hastane hastane dolaştı. Ancak kuvöz olmadığı için hiçbir hastaneye kabul edilmedi. Sancıları tutan anne, 6.5 aylık bebeğini evde doğurdu. Gülabi-Zahide Aksu çifti, evlat sahibi olabilmek için 6 yıl bekledi. Gülabi Aksu, sancıları başlayan eşi Zahide Aksu'yu, Özel Uğur Hastanesi'ne götürdü. Doktorlar, Aksu çiftine "kuvözü olan bir hastaneye" gitmelerini söyledi. Çifti, Bakırköy Devlet Hastanesi'ne gitti. Ancak kapıdan içeri bile giremedi.

HİÇBİR HASTANE KABUL ETMEDİ
Bu hastaneden çıkan Aksu, eşini alıp sırasıyla Haseki Hastanesi'ne, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne ve Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi'ne götürdü. Ancak hep aynı cevabı aldı; "Boş kuvöz yok! Çaresizlik içinde eve dönen Zahide Aksu, aynı gece saat 04.20'de evde ebe eşliğinde doğum yaptı. 6.5 aylık dünyaya gelen 900 gramlık bebek İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü'nün talimatı ile Yeni Mahalle Doğum Evi'ne kaldırıldı.

Takvim

tecavüz denemesi(!)

ANTALYA'da avukat 26 yaşındaki F.Ü., 2 yıldır müvekkilliğini yaptığı Hüseyin S.'nin saldırısına uğradı. Avukata cip içerisinde tecavüze kalkışan 43 yaşındaki Hüseyin S., kadının çığlıklarını duyan polisler tarafından yakalandı. Zanlı çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
Bir icra takibi için emekli icra müdürü ile birlikte Manavgat'a giden avukat F.Ü.'ye, 2 yıldır müvekkili olan ve en son 200 bin euro'luk bir icra takibini yaptığı Hüseyin S.'den telefon geldi. Hüseyin S. avukat kadına, davası süren bir konuyla ilgili görüşmek istediğini söyledi. Saat 21.00 sıralarında Manavgat'ta bir restoranda bir araya gelen F.Ü. Hüseyin S., adı açıklanmayan emekli icra müdürü ve Hüseyin S:'nin bir arkadaşı, uzun süre oturup yemek yedi. Avukat F.Ü. dışındakiler yemekte alkol aldı. Avukat F.Ü., saat 01.30 sıralarında Antalya'ya dönmesi gerektiğini söyleyerek masadakilerden izin istedi. Hüseyin S., avukata kendisinin de Antalya'ya gideceğini belirterek götürebileceğini söyledi. F.Ü. bu teklifi kabul ederek Hüseyin S.'nin cipine bindi.

EVLENME TEKLİFİ ŞAKASI
İkili birlikte Antalya'ya doğru yol alırken, Hüseyin S. cipi yol kenarında durdurup, “Şimdi belediye başkanını arıyorum, gelsin bizim nikahımızı kıysın, seninle evlenelim” dedi. Bu teklif üzerine avukat kadın cipten inmek istedi. Hüseyin S., F.Ü.'nün cipten inmek istemesi üzerine, “Şaka yaptım, sen de hemen inanıyorsun. Tamam gel lütfen” diyerek yola devam etti. İkili bir süre sonra Antalya'ya ulaştı ve avukat F.Ü.'nün evinin de bulunduğu Uncalı Mahallesi'ne geldi. Hüseyin S., avukat kadını evine götürmek yerine sokaklarda ciple dolaşmaya devam etti. F.Ü., “Artık neredeyse sabah oldu, beni götürün de evime gidip dinleneyim” dedi. Hüseyin S. ise iddiaya göre cipi yolun kenarına çekerek genç kadının üzerine saldırdı.

‘SEVGİLİMDİ’ İDDİASI
Hüseyin S., avukata tecavüz etmeye çalışırken genç kadın çığlık atarak yardım istedi. Uzun süre tecavüze direnen F.Ü'nün yardımına, çığlıkları duyan Fatih Polis Merkezi'nde görevli polis memurları yetişti. 8 polis memuru genç avukatı Hüseyin S.'nin elinden kurtarıp saldırganı gözaltına aldı. Hüseyin S.'den şikayetçi olan Avukat F.Ü., adli tıp kurumundan da rapor aldı.Hüseyin S. polisteki ifadesinde, “F.Ü. benim sevgilimdi. Ispatlayacağım” dedi. F.Ü. ise sevgili olduklarının yalan olduğunu, zanlının kendisini kurtarmak için böyle birşey uydurduğunu söyledi. Hüseyin S., ifadesinin ardından sevk edildiği nöbetçi mahkeme tarafından tutuklandı.

Hürriyet

Perşembe, Aralık 04, 2008

töre

Töreye uymak toplum şartı

4 Aralık 2008 Perşembe, 01:06

Töreye uymak toplum şartı

Dicle Üniversitesi’nin araştırması, töre cinayetlerinde ‘mahalle baskısının azmettirdiği’ ve ‘kayınpederin kızını öldüren damadına cezaevinde baktığı’ gibi gerçekleri ortaya çıkardı.

DİCLE Üniversitesi FEN-FAK Sosyoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Mazhar Bağlı yönetimindeki sosyologların 46 cezaevinde 2 yılda 190 mahkumla yaptığı görüşmede çarpıcı sonuçlar ortaya çıktı. Bu araştırmayla töre ve namus cinayetleri hakkındaki ezberin bozulduğunu belirten Doç. Bağlı, hem erkeklerin hem de kadınların mağdur olduğunu ifade ederek, toplumda, medyada ve akademisyenlerde bulunan genel kanaatlerin doğru olmadığını söyledi.

BAĞLI şunları söyledi: ‘Töre cinayetlerinde var olduğunu düşündüğümüz aile meclisi kararını bu araştırmada somut olarak göremedik. Cinayeti, ailenin en küçüğünün işlemesi sanıldığı gibi ‘az ceza alsın’ diye değil, gelenekler nedeniyle böyle yapılıyor. Araştırmada eşini öldürenlerin oranı yüzde 25.3, anne, eş ile kızkardeş veya taciz edeni öldürenlerinki yüzde 16.3, kızkardeş veya ablayı öldürenlerin oranı ise 14.7 olarak saptandı.’

‘MAHALLE baskısı cinayete azmettiriyor. İnsanlar bir birey olmaktan çok toplumla birlikte var olmanın mümkün olduğunu düşünüyorlar. Kurbanların yüzde 58.4’ün kadın, yüzde 32.6 erkek. Töre cinayeti işleyenlerin yüzde 32.6’sı eşini severek evlenmiş. Araştırmaya katılanların büyük çoğunluğu alt gelir grubundan. Kızını öldüren damada hapiste bakan kayınpeder bile var. Cinayeti işleyenlerin büyük çoğunluğu da yaptığından pişman değil.’

(Star)

kadın sıkıntısı

Aile boyu eşkiyaymış

4 Aralık 2008 Perşembe, 01:06

Müzikhol basarak, A.C.’yi kaçıran magandalardan Cihangir N.’nin eşi Derya N’yi öldürdüğü iddiasıyla arandığı belirlendi. Azmettirici Yusuf K.’nın ağabeyi de polis kıyafetiyle adam kaçırmaktan sabıkalı.

AVCILAR’DA ağustos ayında meydana gelen olayda konsomatris A.C., polis kıyafetli 7 şehir zorbası tarafından yerlerde sürüklenerek kaçırılmasını ardından her gün yeni bilgilere ulaşılıyor.

Müzikhol basan şahıslardan Cihangir N’nin eşi Derya N’yi öldürmekten arandığı belirlendi. Yusuf K., Gesim G., ve Yıldırım A. gibi, sabıkalı olan ve çıkarıldığı mahkemede tutuklanan şahıslar gibi olayın firari zanlısı Cihangir N.’nin de sabıkalı olduğu öğrenildi. Olayın diğer firari zanlısı Mehmet Fuat B.’nin olaydan sonra Kuzey Irak’a kaçtığı tespit edildi. Gasp bürosu dedektifleri iki zanlıyı bulmak içinde çalışmalarını yürütüyor.

MÜZİKHOL baskınıyla herkesi hayretler içinde bırakan şehir zorbalarının kullandıkları yönteme yabancı olmadıkları ortaya çıktı. Polis kıyafetlerini Eminönü Mercan’dan aldığını söyleyen şehir eşkiyalarından olan ve olayın azmettirici olan Yusuf K.’nın ağabeyinin de aynı yöntemle adam kaldırdığı öğrenildi. Yaşadığı korku dolu geceyi üzerinden atamayan konsomatris A. C., ‘Bunlar polis diyerek bağırmama rağmen kimse kılını kıpırdatmadı.

YAKARSAN, YANARSIN

BENİ
50 metre sürükleyerek otomobile bindirip kaçırdılar. Büyükçekmece’de bir eve götürüp tecavüz ettikten sonra sabah banyoya götürüp yıkadılar. Önce iş bulma vadinde bulundular sonra ‘Bizi yakarsan sende yanarsın’ diye tehdit savurdular ifadesini vermişti.

(Star)

insanlık?

Esrar içip, tecavüz etmişler

3 Aralık 2008 Çarşamba, 12:07

Esrar içip, tecavüz etmişler

Saldırının mağduru 25 yaşındaki C.A., oturamadığı için ayakta verdiği ifadesinde şunları anlattı:

“Yusuf her gece yanıma gelip benimle beraber olmak istediğini söylüyordu. Her seferinde ‘Ben konsomatrisim, masaya oturur seni dinler, kalkarım. Ben o.. değilim ki seninle yatayım’ diyordum. Bana yüksek paralar söyleyip ahlaksız tekliflerini sürdürüyordu.

Artık ondaki beraber olma duygusu saplantı halini almıştı. O gece, ‘Polis, kimse kıpırdamasın. Herkes yerinde kalsın. Çıkacağız’ dedikten sonra bana bir tokat atıp saçlarımdan tuttu. Kendisine karşı koymak isteyince de yere yatırıp sürüklemeye başladı. Birkaç metre sonra çektiğim acının ölüm acısı olduğunu düşündüm.

Neredeyse kafamın derisi yüzülecekti. 50 metre boyunca beni sürükleyip arabaya bindirdi. Yol boyunca da küfürler edip, tokat atıyordu. Alkol ve uyuşturucu madde almışlardı.

Götürdükleri evde bir odaya koyup sırayla tecavüz ettiler. Sabah beni banyoya zorla sokup cinsel organıma kadar yıkadılar. Delil ve sperm örneği bırakmak istemiyorlardı.

‘Polise gitme sana iş buluruz. Daha iyi şartlarda yaşarsın’ şeklinde teklifte bulundular. Kabul etmediğimi söyleyince ‘Bizi yakarsan biz de seni yakarız. Buna benzemez’ diye tehdit ettiler. Yerde sürünme sırasında kalçam yandığı için üstüne oturamıyorum.”

C.A.’nın 3 ay önce Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde tedaviye başladığı öğrenildi.

Yusuf Kılıç, mahkemedeki ifadesinde ise bu kez müzikholde daha önce dayak yediği için arkadaşlarıyla tekrar müzikhole gittiğini, C.A.’yı alarak çıktığını anlattı