Türkiye'de kadın olmak...
Türkiye'de kadın olup, kadın kalmak güçlü olmayı gerektirir...
Cuma, Şubat 08, 2013
ses!
bir blog var, bir anne var daha doğrusu hikayesini 2005'ten 2010'a kadar okuyup sonra bir şekilde blogun adresini reader'dan silince kaybettiğim. bugün yeniden karşılaştım. karşılaşır karşılaşmaz hatırladım. heyecanla biricik oğluna kavuşmuş olmasını diledim...
ama olmadı...
http://bagdatcafe.blogspot.com/
bu blog bir annenin kendi çocuğundan nasıl ayrı bırakıldığının yıllara nasıl yayıldığını ve bitmek bilmeyen bir çileyi anlatan bir sürü yazıyı içeriyor ve şimdi bu anne yardım istiyor. sesi duyulsun istiyor...
şu linkten:
http://www.aylinanne.com/ersembe-anneleri-irem-senturk-14-yildir-oglunun-velayeti-icin-savasiyor/
hikayesini okuyabilirsiniz... sosyal medyada, medyada, bir sürü yerde sesini duyulabilirsiniz...
bir okuyun bir de okutun lütfen...
inancın bir şeylerin değişebileceğini defalarca gösteren bir güç olduğunu düşünüyorum... o yüzden inanıyorum... siz de inanın, değişime inanın ve bir şeyler yapın...
Cumartesi, Ocak 19, 2013
Lütfen yardım edin, caresizim...
*telefondan yazdığım bu posttaki yazık yanlışları için peşinen özür dilerim...
Bir süre önce anne oldum... Akabinde yeni jenerasyonun cehaletiyle birçoklari gibi ben de internete sarildim... Bu süreçte bir bebek-cocuk bakımı portalina üye oldum. Ister istemez içimize işlemiş bi ülke gerçeğiyle kadın üyelerin populasyonunun oldukça yüksek olduğu bu mecreda kadınların kendilerini ve baska kadınlarını hor görüşüne milyonuncu kez şahit olunca bir iki şey söylemek istedim. Akabinde ilgili portalda "dertleşme" eksenli bir alana yazdıklarımı buraya da aktarmak istedim...
" Dertliyim a dostlar çok dertliyim. Yaşadığım ülkeden mi, içine düştüğüm evrenden mi,
havasını soluduğum yer küreden mi bilmem, çok dertliyim...
Kadın kadının kurdudur diye aptalca bir deyişin atasözü kabul edildiği bir
memlekette yetişmiş alelade bir kadınım. Diğerlerinden farkım yok. Üstün değilim ama
alçak da değilim elbette... Kafam yeteri kadar çalışır, kalbim yeterince çarpar ve vicdanım yeteri kadar işler... Fazlasına gerek olmadan herkes kadar yaşar, yuvarlanır
giderim ben de...
Kimseden farkım yoktur ama başıma
gelecekler herkesten farklı olabilir bir anda. Erkek kardeşim sokak ortasında bıçak çekebilir bana, babam köyün 100 yaşındaki
zengin delisine koyun gibi satabilir beni, güvendiğim adam karanlık bir köşeye çekip beni... Burasını anlatmaya yüreğim
dayanmaz her zaman...
Alelade bir kadınım işte. Üç çocuklu ve ev hanımı; bekar, çocuksuz ve banka müdürü, tek çocukta hayatın özünü bulmuş bir ressam, aşka inanmayıp aşkı çocuğunda bulmuş herhangi bir kadınım. Bazen okur
yazarım sadece, bazen koskoca doktor olmuşumdur... Bir şey değişmez...
Dedim ya alelade bir kadınım ben de... Ama dertliyim... Sizin kadar hem de... Aşık olurum. Aşkla bakarım. Sorgulamadan teslim olurum bazen. Bir bakarım kapımda bir kadın iki çocuğuyla, kocasını arar evimde. Ben yerin dibine girerim. Sonra
birbirimize gireriz. İkimizin de aklından aşık olduğumuz o "mükemmel" adamı sorgulamak geçmez.
Tecavüze uğrar ya da taciz edilirim sokak ortasında. Utancımdan sesim çıkmaz. Kimseye anlatamam. Eskaza ağzımdan döküldüyse birkaç cümle annem, kız kardeşim, en yakın arkadaşım kuyruğunu sallamasaydım başıma bunların
gelmeyeceğini söyler. Susarım ve hayatımın sonuna dek kendimi sorgularım.
Kocam ölür. İki çocukla ortada kalırım. Annemin aklına yeniden aşık olup evlenmek isteyebileceğim gelmez. Olur da bir şekilde bu düşünce geçerse aklımın bir köşesinden, gelir saçımı başımı yolar. "Otur oturduğun yere namusunla"...
Kocamdan boşanmak isterim kız
arkadaşlarım "İyi düşün dul kalmak ister misin? Sonra arkamdan konuşmasınlar" der... Ertesi gün boşanma kararımı tüm mahalle öğrenmiştir. Sorgulamam.
Boşanırım ve geceleri kapımı tanımadığım adamlar çalar. Evli arkadaşlarıma anlatır, yardım isterim. Benimle görüşmeyi keserler.
Kuyruğumu "yine" salladığımdan olmuştur zaten h er şey... Sonra bir gece kapı çalınca ve ben camdan bakınca arkadaşlarımın kocalarını görürüm oracıkta... Saklarım
kuyruğumu bacaklarımın arasına. Sessizce ışığı söndürüp gitmelerini beklerken kendi hatalarımı düşünürüm kapı arkasında...
Tüm bunlar olup biterken başkaları bana, ben kendime iftiralar atarım. Yerin dibine sokarım aynadaki kadını. Kadın kadınlığını bilmeli. Kadın kadınlıktan çıkıp insanlığa terfi etmemeli. Kadın dayak yemeli,
aldatılmalı, tecavüze uğramalı ve bunların tamamından sadece kendisi sorumlu olmalı... Kadın başka kadınlardan yardım
istememeli. Kadın kadına güvenmemeli. Kadın kadını itmeli, kakmalı ve yaftalamalı.
...
Ben dertliyim dert ortağım. Senden yana, benden yana dertliyim. Hayat daha adil olsun isterken insanların riyakarlığını görüyor olmaktan yana derdim. Derdim senden yana. Derdim, değişmeyen düzende
hala vicdana ve onura sahip çıkamamaktan yana...
Şimdi mümkünse sakla kuyruğunu
bacaklarının arasına. Tak simsiyah
gözlüklerini. Kapa kendini evine... Ki tehlike teşkil etmeyesin bu küçücük dünyada..."
Bir süre önce anne oldum... Akabinde yeni jenerasyonun cehaletiyle birçoklari gibi ben de internete sarildim... Bu süreçte bir bebek-cocuk bakımı portalina üye oldum. Ister istemez içimize işlemiş bi ülke gerçeğiyle kadın üyelerin populasyonunun oldukça yüksek olduğu bu mecreda kadınların kendilerini ve baska kadınlarını hor görüşüne milyonuncu kez şahit olunca bir iki şey söylemek istedim. Akabinde ilgili portalda "dertleşme" eksenli bir alana yazdıklarımı buraya da aktarmak istedim...
" Dertliyim a dostlar çok dertliyim. Yaşadığım ülkeden mi, içine düştüğüm evrenden mi,
havasını soluduğum yer küreden mi bilmem, çok dertliyim...
Kadın kadının kurdudur diye aptalca bir deyişin atasözü kabul edildiği bir
memlekette yetişmiş alelade bir kadınım. Diğerlerinden farkım yok. Üstün değilim ama
alçak da değilim elbette... Kafam yeteri kadar çalışır, kalbim yeterince çarpar ve vicdanım yeteri kadar işler... Fazlasına gerek olmadan herkes kadar yaşar, yuvarlanır
giderim ben de...
Kimseden farkım yoktur ama başıma
gelecekler herkesten farklı olabilir bir anda. Erkek kardeşim sokak ortasında bıçak çekebilir bana, babam köyün 100 yaşındaki
zengin delisine koyun gibi satabilir beni, güvendiğim adam karanlık bir köşeye çekip beni... Burasını anlatmaya yüreğim
dayanmaz her zaman...
Alelade bir kadınım işte. Üç çocuklu ve ev hanımı; bekar, çocuksuz ve banka müdürü, tek çocukta hayatın özünü bulmuş bir ressam, aşka inanmayıp aşkı çocuğunda bulmuş herhangi bir kadınım. Bazen okur
yazarım sadece, bazen koskoca doktor olmuşumdur... Bir şey değişmez...
Dedim ya alelade bir kadınım ben de... Ama dertliyim... Sizin kadar hem de... Aşık olurum. Aşkla bakarım. Sorgulamadan teslim olurum bazen. Bir bakarım kapımda bir kadın iki çocuğuyla, kocasını arar evimde. Ben yerin dibine girerim. Sonra
birbirimize gireriz. İkimizin de aklından aşık olduğumuz o "mükemmel" adamı sorgulamak geçmez.
Tecavüze uğrar ya da taciz edilirim sokak ortasında. Utancımdan sesim çıkmaz. Kimseye anlatamam. Eskaza ağzımdan döküldüyse birkaç cümle annem, kız kardeşim, en yakın arkadaşım kuyruğunu sallamasaydım başıma bunların
gelmeyeceğini söyler. Susarım ve hayatımın sonuna dek kendimi sorgularım.
Kocam ölür. İki çocukla ortada kalırım. Annemin aklına yeniden aşık olup evlenmek isteyebileceğim gelmez. Olur da bir şekilde bu düşünce geçerse aklımın bir köşesinden, gelir saçımı başımı yolar. "Otur oturduğun yere namusunla"...
Kocamdan boşanmak isterim kız
arkadaşlarım "İyi düşün dul kalmak ister misin? Sonra arkamdan konuşmasınlar" der... Ertesi gün boşanma kararımı tüm mahalle öğrenmiştir. Sorgulamam.
Boşanırım ve geceleri kapımı tanımadığım adamlar çalar. Evli arkadaşlarıma anlatır, yardım isterim. Benimle görüşmeyi keserler.
Kuyruğumu "yine" salladığımdan olmuştur zaten h er şey... Sonra bir gece kapı çalınca ve ben camdan bakınca arkadaşlarımın kocalarını görürüm oracıkta... Saklarım
kuyruğumu bacaklarımın arasına. Sessizce ışığı söndürüp gitmelerini beklerken kendi hatalarımı düşünürüm kapı arkasında...
Tüm bunlar olup biterken başkaları bana, ben kendime iftiralar atarım. Yerin dibine sokarım aynadaki kadını. Kadın kadınlığını bilmeli. Kadın kadınlıktan çıkıp insanlığa terfi etmemeli. Kadın dayak yemeli,
aldatılmalı, tecavüze uğramalı ve bunların tamamından sadece kendisi sorumlu olmalı... Kadın başka kadınlardan yardım
istememeli. Kadın kadına güvenmemeli. Kadın kadını itmeli, kakmalı ve yaftalamalı.
...
Ben dertliyim dert ortağım. Senden yana, benden yana dertliyim. Hayat daha adil olsun isterken insanların riyakarlığını görüyor olmaktan yana derdim. Derdim senden yana. Derdim, değişmeyen düzende
hala vicdana ve onura sahip çıkamamaktan yana...
Şimdi mümkünse sakla kuyruğunu
bacaklarının arasına. Tak simsiyah
gözlüklerini. Kapa kendini evine... Ki tehlike teşkil etmeyesin bu küçücük dünyada..."
Perşembe, Mayıs 31, 2012
tecavüz bebekleri
söylemeli mi, ağlamalı mı, susmalı mı, kaçmalı mı? çaresizlik hissi hiç bu kadar yoğun olmamıştı.
bir şeyler oluyor; erkekler konuşuyor tecavüzden, tecavüz bebeklerinden ve kürtajdan bahsediyor ve kadınlar alkış tutuyor... kadınlar hayatlarını kara bir kutuya tıkıştırmaya gönüllü, bomboş gülümsüyor...
korku ve çaresizlik iç içe geçiyor...
http://www.aksam.com.tr/tecavuze-ugrayan-da-kurtaj-yaptirmamali--118800h.html
hiç kimse tecavüzün önüne geçecek fikirleri hayata geçirmezken ve dahi tecavüzcüler ellerini kollarını sallayarak, ağızlarından salyalar saçarak sokaklarda dolaşırken yılların geyiği gerçek oluyor "tecavüz kaçınılmazsa zevk almaya bakacaksın"...
acı üstüne acı ekleyen, başta şaka sandığım, hala gerçek olduğuna inanamadığım açıklamalar üstüste ekleniyor. kelimenin gerçek anlamıyla korkuyorum bu dünyada ama en çok bu ülkede yaşamaktan...
herhangi bir siyasi duruştan bağımsız olarak bir kadının tüm bu olanları nasıl içine sindirebildiğine inanamadığım bu süre içinde bir de aynı kadınların bu söylemleri alkışlıyor oluşuna şahit oluyoruz. bunun bir adı var mı? inandırıcı, ikna edici bir yanı var mı? ya da ikna edici olmasa dahi anlamlı bir açıklamaları var mı? bu soruların cevaplarını hakikaten bulamıyorum...
bir şeyler oluyor; erkekler konuşuyor tecavüzden, tecavüz bebeklerinden ve kürtajdan bahsediyor ve kadınlar alkış tutuyor... kadınlar hayatlarını kara bir kutuya tıkıştırmaya gönüllü, bomboş gülümsüyor...
korku ve çaresizlik iç içe geçiyor...
http://www.aksam.com.tr/tecavuze-ugrayan-da-kurtaj-yaptirmamali--118800h.html
hiç kimse tecavüzün önüne geçecek fikirleri hayata geçirmezken ve dahi tecavüzcüler ellerini kollarını sallayarak, ağızlarından salyalar saçarak sokaklarda dolaşırken yılların geyiği gerçek oluyor "tecavüz kaçınılmazsa zevk almaya bakacaksın"...
acı üstüne acı ekleyen, başta şaka sandığım, hala gerçek olduğuna inanamadığım açıklamalar üstüste ekleniyor. kelimenin gerçek anlamıyla korkuyorum bu dünyada ama en çok bu ülkede yaşamaktan...
herhangi bir siyasi duruştan bağımsız olarak bir kadının tüm bu olanları nasıl içine sindirebildiğine inanamadığım bu süre içinde bir de aynı kadınların bu söylemleri alkışlıyor oluşuna şahit oluyoruz. bunun bir adı var mı? inandırıcı, ikna edici bir yanı var mı? ya da ikna edici olmasa dahi anlamlı bir açıklamaları var mı? bu soruların cevaplarını hakikaten bulamıyorum...
Perşembe, Kasım 03, 2011
Sen Utanma N.Ç. Suçlu Benim ve Ben Utanıyorum!
kaç gündür bir şeyler demek istiyorum... diyemiyorum... bir "insana" bunu/bunları yaşattığımız için utanıyorum. üstelik n.ç. "çocuk" ve ben düşündükçe kahroluyorum.
biliyorum, hiçbir şey değişmeyecek, kimsenin vicdanı sızlamayacak, herkes topu bir diğerine atacak ve hiçkimse sorumluluğu üstlenmeyecek... rutin, bilindik, olağan, sıradan... adına ne denirse... ben özür dilerim n.ç. bir işe yaramayacağını bile bile...
Cuma, Mayıs 21, 2010
dayak/ölüm
hamile bir kadını dövmek, öldürmek...
"bana parasız olduğumu söyleyince yaptım bunu" demek...
hazmedilir şey mi bu?
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/14791001.asp?gid=373
"bana parasız olduğumu söyleyince yaptım bunu" demek...
hazmedilir şey mi bu?
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/14791001.asp?gid=373
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)