Cuma, Mayıs 29, 2009

imam nikahlı "sevgi dolu" koca

İmam nikahlı eşini bira şişesiyle doğradı



GAZİANTEP’te aşırı alkol alan 26 yaşındaki Abdullah Ataş barışmak için otomobiline bindirdiği nikahsız birlikte yaşadığı 20 yaşındaki Filiz Karataş’tan ret cevabı alınca bira şişesiyle delik deşik edip öldürdü.



Abdullah Ataş 1.5 yıl önce dini nikah kıydırdığı Filiz Karataş tarafından bir süre önce şiddetli geçimsizlik nedeniyle terkedildi. Babasının evine dönen Filiz Karataş, sürekli alkol alan eşinin barışma tekliflerini kabul etmedi. İddiaya göre dün gece aşırı derecede alkol alan Abdullah Ataş, eşinin yanına giderek barışmak istedi. Ataş, konuşmak için otomobiline bindirdiği Filiz Karataş’la Nizip İlçesi yolu üzerinde tartıştı. Abdullah Ataş yine ret cevabı alınca genç kadına kırık bira şişesiyle defalarca vurdu.

Kanlar içinde yere yığılan genç kadın, hayatını kaybetti. Filiz Karataş’ın cesedini otomobilin bagajına koyan Ataş, 29 Ekim Mahallesi’ndeki babasının evine getirerek, “Sana gelinini getirdim” dedi. Gelininin bagajdaki cesediyle karşılaşan baba, durumu hemen polise bildirdi. Olay yerine gelen polis aşırı derecede alkollü olan Abdullah Ataş’ı yakaladı. Olay yerinde yapılan incelemelerin ardından cenaze otopsi yapılmak üzere Avukat Cengiz Gökçek Devlet Hastanesi’ne, oradan da asri mezarlığa götürüldü.

Filiz Karataş’ın yakınları Abdullah Ataş’ın sürekli alkol aldığını, bu nedenle şiddetli geçimsizlik yaşadıklarını söyledi.

Hürriyet

Türkiye'de transseksüel olmak no: 1231...341

ne kadar güzeldin oysa...



Cindy 43 kez bıçaklandı

Ankara polisi, güzelliği nedeniyle arkadaşlarının “Cindy” lakabını taktığı travesti İlyas Çağan’ı (26), bilgisayarının başında 43 kez bıçaklandıktan sonra boğazı kesilerek öldürülmüş halde buldu.


23 Mayıs’taki vahşetin ardından harekete geçen dedektifler, cinayetten birkaç dakika önce Çağan’la birlikte olan diş hekimi B.O.’yu gözaltına aldı. B.O., “Ben çıkarken evde 1.90 cm boyunda, uzun burunlu bir erkeği gördüm. O bekliyordu” dedi. Bu eşkal üzerine, sık sık Çağan’la birlikte olan, internet sitesi tasarımı yapan Murat O.G. (25) bir arkadaşının evinde yakalandı. Cinayeti itiraf ederek tutuklanan şüpheli şunları anlattı: “Cindy bana günde ortalama 2 bin lira kazandığını söylüyordu. Benim de kredi kartlarına yaklaşık 15 bin lira borcum vardı. Bunalıma girince plan yaptım. Cindy’yi arayıp internet sitesi için değişik fikirlerim olduğunu söyledim. 400 lira karşılığında sitesini yenileyeceğimi anlattım. Bana, ‘Para veremem’ deyince, ‘İki kez birlikte olur, ödeşiriz’ dedim. Kabul etti ve evine çağırdı. Bilgisayarı açarken yanımdaki bıçağı sırtına sapladım. ‘Ne yapıyorsun?’ diye bağırdı. Bıçağı kaç kez sapladığımı hatırlamıyorum. Boğazını kestikten sonra Cindy’nin bir şortunu giyip havluyla kanları temizledim. Çekmecedeki bin lirayı alarak kanlı elbiseleri bir torbaya koydum ve evden ayrıldım.”

Hürriyet

Cuma, Mayıs 08, 2009

mardin'de çocuk olmak...

mardin'de bir şey oldu, hala ne olduğunu nasıl olduğunu anlayamadığım... neredeyse 50 çocuğun aklına hiç unutamayacakları bir anı kazındı, aynı çocukların bundan sonra nasıl ayakta kalacağı meçhul... olayın bu en acı ve ürkütücü noktası hakkında yeni bir cümle kuramıyorum düşününce ağlayamadığımdan boğazım ağrıyor, ağrıdıkça boğazım ben ne yapacağımı şaşırıyorum...

birileri çıkıyor bunca felaketin ortasında bir de kız çocukları ayrı okutulsun diyor. (gündem her zamanki gibi karıştıkça karışıyor. karışıklıktan istifade değişiklikler başlıyor...) sonra başka birileri bu öneriyi destekliyor, ergenlik yaşı düştü diyor -bu birilerinin mevkilerini hatırlamak ile istemiyorum ki hatırladığımda daha çok ürküyorum.

ergenlik o kadar ürkütücü bir şey oldu ki bu ülkede, sanki doğal bir süreç değilmiş de buradaki kız ve erkek çocuklarına verilmiş bir cezaymış gibi algılanıyor. memelerinin çıkması mesela tecavüze davetiye oluyor. eğer erkeksen hormonlarının tavan yapması her şeye iznin olmasını sağlıyor ya da...

okulları ayıralım. kadını hiç tanımayan erkek sayısını artırıp, bacağını gördüğü kadını kuytuya çekme eğilimini artıralım iyice. kadınların neyin ne olduğunu bilmesini engelleyelim iyiden iyiye, baskılayalım iyice ki hata yapsınlar onlar da defalarca -kısa süre sonra söz hakları da kalmayacak zaten... daha kötüsü kadınla erkeği ayırdıkça ayıralım birbirinden. her ilçeye bir kadın okulu bir erkekokulu kurup sonra o kadın okullarını da kapatalım oldu olacak... eşitiz ya eşitlikçiyiz ona hizmet edelim...

o kadar sinirliyim ki toparlayamıyorum cümlelerimi. kocaman bir felaketin içinden onlarcası daha çıkıyor. hatta bir tek topraktan onlarcası fışkırıyor...

Pazartesi, Nisan 27, 2009

...takip edilmeyi gerektirir

bir de olası bir cinayette yitip gittiyseniz arkanızdan konuşur ahlak bekçileri... ne de olsa kadınsınız. ahlaksızsınız. takip edilmiyorsanız. erkek arkadaşınızlaysanız her şey müstehak size; ölüm bile...

"İstanbul Emniyet Müdürü CELALETTİN CERRAH

Anne babanın dışarıda olma sebebini bana değil hakime soracaksınız!


İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ı defalarca aradım. Defalarca. Artık utandım, o kadar çok. Tutturuk bir şekilde. Sürekli özel kalemine mesaj bıraktım. Çok yoğun bir gündemi olduğu için bana geri dönmesi tam 12 saat sürdü.

Hayalim, onunla uzuuun bir röportaj yapmaktı.

Bırakın röportajı, bu cinayetle ilgili beyanat bile veremeyeceğini söyledi.

"Aileyle, uzmanlarla görüşün ama polis olarak size bu konuda yardımcı olamayız" dedi. Sebebi, cinayetin hazırlık tahkikatının devam etmesiymiş. Şu an söyleyeceği herhangi bir şey davanın seyrini etkilermiş. Özel ekipler kurulmuş, polis elinden geleni yapıyormuş.

"Ama kamuoyunda farklı bir kanı var" dedim.

"Ne gibi?" dedi.

"Eğer Münevver bir aşçıbaşının kızı değil de, Sabancı, Koç gibi bir ailenin kızı olsaydı, Cem Garipoğlu çoktan yakalanırdı."

"Alakası yok" dedi,

"Bunlar bizi etkilemez!"

Çatı katı faillerini örnek verdi.

"Onları da yakalayan biz değil miydik? Eğer polisimiz, son sürat konteynerin içindeki cesedi bulmasaydı, evdeki kan izlerine ulaşılamayacaktı. Delil- melil kalmayacaktı. Biz üzerimize düşeni yaptık, gayet seri ve hızlı davrandık."

"İyi ama" dedim, "O kan izlerine rağmen, anne baba dışarıda. Neden?"

Derin bir nefes aldı ve şöyle dedi: "Onun sebebini bana değil, bir zahmet hakime soracaksınız!"

"54 gün oldu aileye bilgi verilmiyor. Neden?" dedim.

"Ekiplerimi onlara yollamadığımı nereden biliyorsunuz?" dedi.

"Çünkü onlarla konuşuyorum" dedim.

Birden şöyle tuhaf bir şey söyledi: "Kızlarını neden takip etmediklerini de söylediler mi size?"

"Nasıl yani?" dedim.

"E takip etselermiş kızlarını" dedi.

"Ama" dedim "17 yaşındaki bir kızı sürekli kontrol edemezsiniz ki!"

"Sizin kızınız olsa, kaçta eve gelmesini istersiniz? Gece erkek arkadaşının evinde geç saatlere kadar kalmasına izin verir misiniz?" gibi tuhaaaafffff ahlakçı bir muhabbete dönüştü konuşma.

Aile fazla serbest davranırsa, kızlarının bir erkek arkadaşı olmasına ses çıkarmazsa, o da onun evine girip çıkarsa, kafasının testere ile kesilmesi normalmiş manası çıkabilecek mini bir sohbet.

"Münevver’in anısına bir konser düzenlense ve geliri Emniyet güçlerine aktarılsa hoşunuza gider mi" dedim.

"Tabii ki hayır!" dedi, "Polis, failleri para alıp buluyor, derler."

İtiraf etmeliyim ki, o anda polis teşkilatının da baskı altında olduğunu hissettim.

Sonra, "Siz Dubai’desiniz değil mi?" dedi.

"Evet" dedim heyecanla, "Atlayın yarın gelin, yüz yüze konuşalım" diyecek zannettim.

Ama öyle demedi.

"Devletin telefonuyla daha uzun Dubai ile konuşamam" dedi.

"Çok haklınız, özür dilerim, bana yazsın" dedim, "Ben sizi arayayım..."

"Yok zaten bu konuda söyleyebileceğim daha fazla bir şey yok. İyi geceler!" dedi.

Ve kapattı.

İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’la, 12 saat, işte bu konuşmayı yapabilmek için beklemiştim.

Yine de kendisine teşekkür ederim, en azından telefonuma çıktı...

Ayşe Arman - Hürriyet"

Pazar, Nisan 26, 2009

Psikolojik destekten yoksunluk 2011'e dek sürecek

Sakın 2011’e kadar tacize uğramayın!


Adli Tıp Kurumu Başkanı Doç. Dr. Haluk İnce, uzman yetersizliği nedeniyle kurumda 2011’in başına kadar tüm randevuların dolduğunu söyledi.

HÜSEYİN Üzmez vakası sırasında Adli Tıp Kurumu’ndan istifa eden Doç. Dr. Ayten Erdoğan ve yaptığı açıklamalar nedeniyle idari ceza alarak Adli Tıp Kurumu’ndan Şube Müdürlüğü’ne atanan Doç. Dr. Serhat Gürpınar, Adli Tıp’ta yaşanan sorunların giderilmesi için TCK 103’ncü maddenin değişmesi gerektiği ve kurumun ‘bilimsel’ hale getirilmesi gerektiğini savundu. Adli Tıp Kurumu Başkanı Doç. Dr. Haluk İnce ise, eski başkan Erdoğan’ın ‘4 ayda 1000 vaka geliyor’ açıklamalarını ‘abartılı’ olarak nitelendirerek ‘4 ayda ortalama 150-200 vakayı görmüştür’ dedi. Ancak İnce, uzman yetersizliği nedeniyle 2011’e kadar tüm randevularının dolduğunu söyledi.

‘TEK PSİKİYATRİST VARDI’
ADLİ Tıp Kurumu’ndan istifa eden Çocuk Psikiyatristi Doç. Dr. Ayten Erdoğan’ın kurumdan olaylı ayrılışının yankıları sürüyor. Kurumdaki uygulamaları eleştirdiğini, kişilerle bir sorununun olmadığını belirten Erdoğan, ‘2011 yılına randevu veriliyor. Basbas bağırdım ve yanlışlıkları söyledim. Tek bir çocuk psikiyatristi vardı ve tüm Türkiye’den görüş alınması gereken dosyalar geliyordu. Bir kişi her gün 10-12 kişiye bakabilir, sayıyı hergün 12 çocuk 5 yetişkin olarak belirledik ama bu sayılar aşılıyor. 1 günde 25 çocuk.’ dedi.

‘4 AYDA 1000 VAKA OLAMAZ’
CİNSEL istismara uğrayan çocuklar ve bu suçu işleyen kişilerin, ‘ödenek yokluğundan’ aynı otobüslerde kuruma getirildiği iddiaları üzerine, Doç. Dr. İnce, ‘Öyle birşey yok. İlk kez duyuyorum’ diyerek tepki gösterdi. İnce, ‘Bir cezaevi aracında tutuklular ve memurlar biner. Parası yok aynı otobüsle getirilsin diye bir uygulama yok. ‘Doktor hanımın 4 ayda 1000 vaka gördüm’ sözleri abartılı. Listeleri benim elimde. Günde 10 ya da 12 hastaya bakıyordu’ dedi. Doç. İnce, yeterli uzman olmadığı için, vakalar için 2011’e randevu verilmek zorunda kalındığını söyledi.

‘UYGULAMALAR BİLİM DIŞI’
HÜSEYİN Üzmez vakasına ilişkin açıklamaları nedeniyle Adli Tıp Kurumu 1. İhsitas Kurulu Başkanlığından Gaziosmanpaşa Şubesi’ne tayin edilen Doç. Dr. Serhat Gürpınar’da, Adli Tıp’ın ‘bilim dışı’ çalıştığını söyledi. Doç. Gürpınar, Adli Tıp Kurumu’nda bir çocuğun defalarca muayene edilmesinin, ruhsal muayenesinin geciktirilmesini ‘Bilim dışı’ olarak nitelendirerek ‘Dünya artık bu uygulamaları kaldırmıştır. Bizim de yapmamamız lazım’ dedi.

Artık yasa değişmeli
TÜRK Ceza Kanunu’ndaki 103’ncü maddenin değiştirilmesi gerektiğini, ‘cinsel istismar’ suçunun, ‘nitelikli cinsel istismar’ olarak açıklanması gerektiğini savunan Doç. Dr. Ayten Erdoğan, ‘Yaşanan tüm bu sorunların altında 103’ncü madde yatıyor. ‘Tacize uğrayan çocukların ruh sağlığı bozulmuşsa’ dendiği için çocuklar didik didik araştırılıyor, çoğu zaman da travmatize olabiliyor. Bu suçlara nitelikli cinsel istismar denmesi ve cezaların yukarı çekilmesi lazım’ şeklinde konuştu.

Tecavüze 23 tutuklama
ÇANAKKALE’NİN Lapseki ve Gelibolu ilçelerinde, 14 yaşındaki bir kıza cinsel istismarda bulundukları iddia edilen 37 kişiden 23’ü tutuklandı.İhbar üzerine Lapseki ilçesine bağlı Umurbey beldesinde Y.Ç. (14) için fuhuş pazarlığı yaptıkları ileri sürülen U.Ş, H.E. ve B.B. suçüstü yakalandı. Daha sonra yapılan operasyonda gözaltına alınan 37 kişi sorgulamalarının ardından mahkemeye sevk edildi. İlk duruşmada 7, ertesi gün 16 kişi olmak üzere toplam 23 kişi, tutuklandı.

Star